Bazen aklımıza hiç inanmak istemediğimiz, ama bir türlü vesvesesinden kurtulamadığımız çeşitli vesveseler gelmektedir.Bu derdimizi başkalarına açamamaktayız.Yine aynı şekilde muazzam bir korkunun içine düşmekteyiz.Acaba dinden çıktık mı diye.Allah ya birde yoksa, ya kıldığımız namazlar boşunaysa vs.Bu tür vesveselerin hepsinin şeytandan geldiğinden emin olmak lazımdır.
Böyle sorular sizin de aklınıza geliyorsa ilk önce asağıdaki önemli bilgileri okuyun, tatmin olmazsanız Düzceli Mehmet romanını (Düzce depreminde şehit olmuş, vesveselere uzun zaman cevap aramış - sonunda aradığı cevapları bulmuş - Mehmet adında bir genci anlatıyor) okuyun, bunların haricinde tabiki Kur'an'ıkerim'in Türkçe mealleri ve büyük alimlerin kitaplarını okuyun ( Risale - i Nur, Mesneviler ). İnanın hayata daha farklı, daha anlamlı bakacaksınız bunlardan sonra.
İmam-ı Gazali hazretleri buyurdu ki:
Her insana musallat olan en az bir şeytan vardır. Şeytanın vereceği vesveselerden korunmaya çalışmalı! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Kanın damarlarda dolaştığı gibi, şeytan da, insanın vücudunda dolaşır. Açlıkla [az yemekle, oruç tutmakla] onun yollarını daraltın!) (Buhari).
Eğer bize gelen vesveseyi kalbimizle kabul etmiyorsak bunun dini açdan bir mahsuru yoktur.Çünkü vesvese bir hayalden ibarettir.Kalbimizle eğer gelen vesveseden üzülüyor, olmamasını istiyorsak bu vesvesenin kabul görmediğine işarettir.Bu tür durumlarda ehemmiyet vermemeliyiz.Said nursi bu konu da;
Ehemmiyet verdikçe şişer; ehemmiyet vermezsen söner. Ona büyük nazarıyla baksan büyür; küçük görsen, küçülür. buyurmuştur.
Nebi (s.a.v.)’e vesveseden sorulduğunda,
“O imanın katıksız olmasındandır.” der, şeytan nerede saf, temiz, arınmış birini bulursa onun İslamî hassasiyetinden faydalanmak ister. Kimisini hilesiyle tuzağa düşürüyor, kimisini de düşüremiyor. Fakat onun da bilmediği bir şey vardır: Yiğidin beli kırılmadıkça diğer yaralar ona daha da kuvvet verir. Müslümanın imanına halel gelmedikçe başına gelen musibetler olsa olsa ancak onun imanını kuvvetlendirir. Allah’ı rab olarak seçenin sırtı asla yere gelmez. “O ne güzel vekildir.”
Vesvese, dua ve, zikir ile azalıp yok olur.
Bunun için, bilhassa günaha meyledildiği zaman, hemen Allah'ı anmalı,
istiğfar, salevat ve dua okuyarak şeytanı uzaklaştırmaya çalışmalı!
Şeytanın vesvesesinden kurtulmak için, her gün şu duayı okumalı:
(Ya Allah-ür-rakib-ül-hafiz-ür-rahim. Ya Allah-ül-hayy-ül-halim-ülazim-ür-rauf-ül-kerim. Ya Allah-ül-hayy-ül-kayyüm-ül-kaimü alâ külli nefsin bima kesebet, hul beyni ve beyne adüvvi!).
Yine
aynı şekilde denizde boğulana can simidinin faydasının mühimliği gibi
itikada bu tür sorunlar yaşayan kardeşlerinde san simidi salavatı
şerifelerdir.Bol bol salavat getirmeliyiz.
Bilhassa 40 yaşını geçince, tövbeyi hiç ihmal etmemeli. Hadis-i şerifte,
(Şeytan, 40 yaşını geçtiği halde, tövbe etmeyen için, "Bu artık kolay iflah olmaz" der) buyuruldu. (İ. Gazali)
Tövbe edip şeytanı çaresiz hâle getirmeye çalışmalıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(İnsan, yolculukta devesini zayıflatabildiği gibi, mümin de şeytanını zayıflatabilir.) [İ.Ahmed]
Kötü şeyler düşünerek, kötü yerlere giderek, şeytana yardımcı olmamalıdır! Hadis-i şerifte, (Uçurum etrafında dolaşan oraya düşebilir) buyuruldu. (Buhari)
Haram işlemeye niyet edip, Allah'tan korktuğu için vazgeçen günaha girmez. Bazı âlimler, yalnız kalbe gelen şeylerden dolayı sual ve azap olmayacağını bildirmişlerdir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Kalbe gelen kötü şey söylenmedikçe ve buna uygun hareket edilmedikçe affolur.) [Beyheki]
Kibir, hased gibi şeyler böyle değildir. Çünkü bunlar zaten kalb ile olur. Şeytanın kalbe giriş yerlerinden biri de, Allahü teâlânın zatı hakkında düşündürmek, şüpheye düşürmektir. İnsanların en ahmağı zekasına en çok güvenendir. İnsanların en akıllısı da, suçu kendinde arayan ve bilmediklerini âlimlere soran kimsedir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Şeytan, "seni kim yarattı" diye vesvese verir. O kişi "Allah yarattı" derse, "Onu kim yarattı" diye vesvese verir. Böyle vesvese gelince, "Ben Allah ve Resulüne iman ettim" desin!) [Buhari]
(Allah'ın yarattığı şeyleri tefekkür edin, ama zatını tefekkür etmeyin.) [Ebuşşeyh]
İbadetleri
yapıp imanıma bir zarar gelir diye korkanın ve (günahlarım çoktur,
ibadetlerim beni kurtarmaz) diye düşünenin imanı kuvvetli demektir. (Bezzâziyye)
İbadetleri
yapıp, ilmihal bilgilerini öğrenmeye çalışan kimseye, Allah'ı, ahireti
inkâr gibi düşünceler gelmesi, onun imansız olduğunu değil, imanlı
olduğunu gösterir. Meyveli ağaç taşlandığı, hırsız mücevher olan eve girmeye çalıştığı gibi, şeytan da imanlı olanlara saldırır. Hadis-i şerifte, böyle vesveselerin imandan olduğu bildirilmiş, (Vesvese imanın tâ kendisidir) buyurulmuştur. (Ramuz)
İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki: Kötü vesveselerin gelmesine sebep imanın kâmil olmasıdır. Çünkü hadis-i şerifte (Böyle vesveseler, imanın olgun olmasındandır) buyuruldu.
Böyle vesveseler birçok kimsede olabilir. İmanım gitti diye şüpheye düşmemeli, böyle düşüncelere önem vermemeli, her zaman Allahü teâlâyı anmaya çalışmalıdır!
Bu şüphe hali geldiği zaman, kalbinizin dili ile iblise şu cevabı verebiliriz: "Allah
(cc) olmasaydı, olmayan bir şey için, sen bana bu vesveseyi yapar
mıydın? Senin yaptığın bu vesvese bile Allah'ın var (sav) olduğunun
delilidir."
www.mumsema.com
1.
Vesvese, imanın kuvvetindendir.
Önce
hemen şunu belirtelim ki, vesvese çok korkulacak bir şey değildir,
çünkü iman var ki, vesvese geliyor.
Sahabe-i Kiram'dan Efendimiz'e gelip, “Ya Rasûlallah, vesveseye mübtelâyım”
diyen birine, Efendimiz (sav)'in cevabı, “Endişe edilecek bir
şey yok; o mahz-ı imandır, imanın kuvvetindendir”
şeklinde olurdu.
Şeytan, sizde de iman cevheri, ibâdet hazinesi, namaz ve dine hizmet
cevheri olduğunu bildiği içindir ki,
korsanlık yapmakta ve size karşı taarruza geçmektedir.
Korsanlık, belki denizlerde yapılan şekliyle tarihte
gömülmüştür ama, şeytana bakan yönüyle Âdem (as) ile başlamış
olup, kıyamete kadar da devam edecektir.
Nasıl
deniz korsanları, hazine taşıyan zengin gemilerine tecavüz
eder ve define bulunan adalara saldırırlar,
öyle de şeytan dahi, mü'minin iman cevheri taşıyan
kalbine hücum eder. Zaten o, tamtakır,
kupkuru ve bomboş kalblerle uğraşmaz; böylelerine vesvese
okları göndermez.
Hırsızlar bile zengin evleri kollarlar; Doğu'nun ve Batı'nın
kâfir ve zâlimleri de öyle değil mi?..
Vesveseye
düşen mü'min, “Şeytan bütün cephelerde mağlûp oldu;
bu yüzden, şimdi de iman ve İslâm'a ait
vesveselerle, şüphelerle beni meşgûl etmek, hazineme el atmak
istiyor; ama, benden bir şey koparamayacak.
Bu, onun son çırpınışlarıdır; bir gün
gelecek, benden bir şey koparamayacağını anlayınca
çekip gidecektir..
kapıma haydut kılıklı birinin gelip, birkaç gün el açtıktan
sonra çekip gitmesi gibi. Hoş, gitmese de kapılar ona
sürmeli ve beni koruyan kale de çok sağlam; bana Allah’ın
izniyle hiç bir şey yapamaz” diye düşünmelidir.
2. Vesvese, kalbin malı değildir:
Kalb rahatsız olduğuna göre,
vesvese kalbe mal edilemez; çünkü eğer o, kalbin malı olsaydı,
kalb ondan rahatsız ve tedirgin olmayacaktı ve böyle bir kalble
şeytan da uğraşmayacaktı...
Kalbin rahatsız ve tedirgin olması
şundandır: Kalb, vesveseye razı değil, sahip de değil;
vesvese ile
arasında manâ ve mahiyet bakımından bir münasebet olmadığı
içindir ki, kalb vesveseden rahatsız olmaktadır.
Kişinin gösterdiği reaksiyondan, ateşinin yükselmesi, kaşlarının
çatılması, başının ağrıması, iştiha
ve ağız tadının kaçmasından anlıyoruz bunu;
tıpkı vücuda giren yabancı mikroplara ve bu mikropların
fizyolojik yapıda açtığı
rahnelere, meydana getirdiği arızalara karşı vücudun
muharipler üretmesi, antikorları devreye sokması ve bu ciddi
muharebenin meydana gelmesi neticesinde hararetin yükselmesi gibi.
İşte, şeytanın da kalbimize gönderdiği bizim
malımız olmayan yabancı hayâl, düşünce ve
vesveselere karşı mânevî yapımız, iman
potansiyelimiz, âdeta antikor
üreterek, bu şer ve şerareler ordusuna karşı kavga
vermekte, bunun neticesinde de ateşimiz yükselip, kalbimiz
sıkılmaktadır. Eğer, vücudumuz herhangi bir
mukavemette bulunmuyor ve boğa yılanı görmüş bir keçi
gibi hemen teslim oluyorsa, o zaman, AİDS virüsüne karşı
antikorların teslim-i silah ettikleri gibi,
bizde de iş bitmiş demektir. Gelen vesvese karşısında
kalbimiz, imanımız mukavemet etmezse, o zaman vesvese
de olmaz, hararet de yükselmez! Bu, “Gel, ne istersen yap!” demektir
ki, şeytanın da istediği budur.
3. Vesveseye maruz kalb, içine kötülerin
çer-çöp attığı pınara benzer:
meseleyi bir de şöyle düşünebiliriz:
Berrak, saf ve tertemiz bir su kaynağı var; bileşikleri,
tadı ve takdim ettiği şifasıyla zemzem suyu gibi bir
su kaynağı. Herkes tarafından mâlum ve meşhur hale
gelmiş, dünyâca da kabûl edilmiş mübarek
bir kaynak. Şimdi, hain biri geliyor, sinsice kaynağa yaklaşıp,
su üzerine boya, toz, çer-çöp döküp kaçıyor.
Siz bunu görünce, “Eyvah” diyorsunuz; “Pınarım kurudu,
mahvoldu, pislendi ve ölüp gitti!” Oysa, hakikat böyle değildir.
Akan su, üzerinde atılan o çer çöpü götürecek ve safiyetini
muhafaza edecektir. Sizin kalbiniz, imanınız berrak,
pırıl pırıl bir pınar ise, o zaman bulandırmak
için üzerine atılan tozun, toprağın ona hiç bir zararı
olmayacaktır.
O toz, toprak akıp gidecek ve sizin menba'ınız her zaman
temiz kalacaktır. Demek oluyor ki, o bulanıklık
pınarın kendinden değil... Evet, işte vesveseye maruz
kalb de böyledir...
4. Vesvese, iradî olmayıp,
fiiliyata da dökülmüyorsa insanı mes'ul etmez:
Bildiğiniz gibi, mükellef ve mes'ul
olmada irâde ve şuur şarttır. Hayvanatın yanısıra
mecnunlara, aklı,
şuuru yerinde olmayanlara teklif yoktur. Bu itibarla, vesvese için
irâde devrede değilse ve plân, programı yapıp,
“gel” diye kalb ve düşünce kapılarımızı
bizzat kendimiz aralamıyorsak, mes'ul sayılmayız. Elverir
ki,
onu fiiliyata dökmeyelim, işlemeyelim. İrâde, umumiyetle böyle
kendi kendine gelen vesveseyi
karşısında bulur ve ona mukavemet edemez, çünkü o
davetsiz gelir. Ayrıca insan, tedayi-i efkâr ile irâdesi dahilinde
olmadan gördüğü, duyduğu ve okuduğu şeylerle de bir
takım hatıralara, hayâllere ve
düşüncelere maruz kalabilir. Aslında, çok defa bunlardan
kurtulmak mümkün de değildir; çünkü insanın bu hali,
yaratılışın muktezasıdır.
5. Vesvese, insanın ilerlemesine
mani olmayan örümcek ağı gibidir:
Vesvese, kendine has tutarsızlığıyla
bilindiği zaman zararlı olmaz. Kur'ân, “Muhakkak, şeytanın
hilesi zayıftır”
diye ferman etmektedir (Nisa, 4/76). Evet var ama, yok gibidir şeytanın
hilesi. Meselâ, iki duvar arasından geçmek istiyorsunuz; bakıyorsunuz
ki, bir örümcek, ağlarını gerip yolunuzu kapatmış;
döner
misiniz, devam mı edersiniz? Örümcek ağı sizin
ilerlemenize mâni olabilir mi gerçekten? Şüphesiz hayır;
onu bir engel olarak görmez ve hiçbir şey yokmuş gibi yolunuza
devam edersiniz.
Efendimiz, şeytanın dalâleti, küfrü,
küfranı, günahı ve kötülükleri yaptırmadığını
ve elinden tutup da kimseye günah işletemeyeceğini beyan
buyurur. Şeytanın yaptığı, ancak fenalıkları
süsleyip-püslemek, allayıp-pullamak,
cazip ve çekici göstermektir. İyiyi de kötüyü de yaratan,
dalâlete de hidayete de sevkeden
Allah (cc)'tır. Rengârenk köpüklerle süslenip imar edilmiş
bir saray gibidir şeytanın vesveseleri; fakat altında derin
çukurlar bulunur, kilometrelere ulaşan derin çukurlar...
Gelip geçiciliği bilindiği
zaman vesvesenin zararı olmaz. Vesvese, üflemekle uçup giden tüy
kadar zayıftır.
Bir ara toplanıp sonra dağılıveren bulutlara benzer o;
ardından ne yağmur gelir, ne de yel!.. O, uçak yolcularının
bir anlığına içine düştüğü hava boşluğu
gibidir; ne feryat etmeye değer, ne de dövünüp yakınmaya!..
6. Vesvese, üzerinde durulmadığı
ve dert haline getirilmediği takdirde hiçbir zarar vermez:
Düşüncenize bulaşıp da
onu kirletmeyeceğini bildiğiniz zaman vesvese zararlı
olmaz. Vesvese, hayâl aynasında
sönüp gidecek derecede zayıf ve gelip geçici bir iz; leke ve
pislik bulaştırmayacak bir görüntü ve çok hafif
yansımalardan ibarettir. Akla ve hayâle gelen şeyler, hayır
kaynaklı ise akıl ve düşünceyi bir
derece nurlandırır; fakat şer kaynaklı bir vesvese
ise, o zaman da akla, düşünceye ve kalbe tesir etmez,
kir bırakmaz ve zarar da vermez. Elinizde tuttuğunuz aynaya karşıdaki
yılanın görüntüsü aksetse, aynadaki o
yılanın elinize zararı olur mu? Ya da, aynaya akseden bir
pislik elinizi kirletir mi? Veya, elinizdeki aynaya akseden
alevli ateş, elinizi yakar mı? Aynenbunun gibi, nasıl karnınızdaki
pisliklerin namaza ve elmasın etrafındaki kömür
tozlarının elmasa zararı yoksa, aynı şekilde,
şeytanın da dışta ya da içte aslî ve zatî bir varlığı
ve hüviyeti olsa bile,
attığı okların, gönderdiği görüntülerin aslî
hüviyeti ve hiç bir zararı yoktur.
Üzerinde durmadığınız,
merakla üzerine varmadığınız, sahip çıkıp
kabullenmediğiniz, küçük görerek şişmesine
meydan vermediğiniz ve bir dert haline getirmediğiniz zaman,
vesvesenin hiç bir zararı olmaz. Ona hep
tepeden bakacak ve “Allah'ın (cc) izniyle bunun altından
vurup, üstünden çıkarım” diyeceksiniz.
7. Vesvese, zararlı tevehhüm
edildiği zaman zarar verir:
Şimdiye kadar anlattıklarımızın
hilafına hareket edildiği takdirde vesvesenin zararı
olabilir. Evet vesvese,
zararsız olduğu bilinmeyip, zararlı tevehhüm edildiği
zaman zararlıdır. Üzerinde durulup kurcalandığı
ve merakla
karıştırıldığı zaman zararlıdır
o; büyük gördükçe, mühimsedikçe büyür ve bir balon gibi şişerek
bizi yutacak hale gelir.
Bir arı kovanı içinde yüzlerce arı bulunur ama, siz önemsemeden
kovanın önünden geçer gidersiniz.
Vesvese karşısında da yapmamız gereken şey,
bundan farklı olmamalıdır.
Şeytan, zayıf ve geçici bir görüntü
karesini hayalimize atar; biz de cazip bulur ve onu işlettirirsek, o
bir karelik manzara,
hayâl sinemamızda saatleri içine alan bir film şeridi haline
gelir de, farkına bile varamayız. Hususiyle yalnız kalınca,
bilhassa gençlerde ve hele bu sûretler, nefsâniliğe bakan, bedeni
tesir altına alan suretler olursa...
Evet, insan onu alır ve hayâlinde maceralı bir film haline
getirir. Halbuki şeytana ait olan, o
ilk sahnedir. Öyleyse, o ilk oltaya sahip çıkmamak, takılmamak
ve onu işlettirmemek gerekir ki, şeytan da bizi
işletmesin ve işlete işlete hayâllerimizi gerçeğe dönüştürmesin;
dönüştürmesin ki, biz de neticede o bir karelik
görüntünün kurbanı olmayalım.
8. Hassas ve asabî ruhlar, şeytanın
vesvesesine önem verip vehme kapılmamalıdırlar:
Vesvese, hassas ve asabî ruhlarda daha da
zararlı bir hastalık ve meleke haline gelir. Böyle birisi,
vesvese geldiğinde,
zararlı olacağı endişesiyle telaşa ve vehme kapılır;
sonra da bunu kalben, fikren ve im'an-ı nazarla büyütüp,
kendine mal eder. Derken onu huy haline getirir ve onunla bütünleşir.
Bu ise, şeytan karşısında ye'se düşüp,
tam zarara uğramanın ifâdesidir. Bu hale ma’ruz kalmış
biri, ümitsiz bir şekilde “Artık ben mahvoldum” deyip,
mağlûbiyeti kabûl eder ve böylece önce merkezi şeytanın
salvolarına açık hale getirir, sonra da onu terk eder.
Bir kumandan düşünün; ilerde sağ tarafta bir kaç madenî
parlama görerek, düşman o taraftan saldırıya geçecek
vehmine kapılır ve ordusunun sağ kanadını boşaltıp
o tarafa sürer; sol tarafındaki dağlarda da ağaç
yapraklarının
kıpırdanmalarından, düşmanın saklandığı
ve hücum edeceği düşüncesine kapılarak, ordusunun sol
kanadını da oraya
sevk eder. Neticede merkez, hasmın taarruz ve imha etmesine açık
ve hazır hale gelmiş olur. Esasen bu,
taktik bilememenin ve düşmanı tanımamanın ifâdesidir.
Görüyorsunuz ki, şeytanın yaptığının
vesvese adına bir kibrit
çöpü kadar önemi yokken, insan onu azmanlaştırıyor, azgınlaştırıyor
ve kendi başına salıyor. Evet, dikkat edelim,
onu hayalimizde ve düşüncemizde büyütmeyelim...
9. Vesvesenin manyetik alanından
ibâdet ile uzaklaşmalı ve psikolojik te’sirinden çıkılmalıdır..!
Vesveseye karşı sizi vesvesenin
manyetik alanından kurtaracak davranışlarda bulunun.
Hadiste de ifâde edildiği gibi,
böyle bir şey arız olduğunda, söz gelimi gadaplandığınızda,
ayakta iseniz oturun, oturuyorsanız uzanın veya kalkıp
abdest alarak iki rekat namaz kılın ve iç dünyânızda değişiklik
yapın; ayrıca o sisi dağıtacak daha başka meşrû
bir kısım
davranışlarda bulunun!.. İrâdenizi devreye sokarak,
psikolojinize te’sir edebilecek, elinizde olmadan içine düştüğünüz
hava boşluğundan sizi çıkaracak veya tutulduğunuz
elektrik akımından sizi çekip alacak küçük de olsa bir
vesile arayın.! Efendimiz (sav), bir sefer dönüşü -bir defaya
mahsus olmak üzere-yorgunluktan uyanamayıp sabah namazı kazaya
kalınca, “Burayı derhal terkedin; şeytan burada hâkimiyet
ve saltanat kurmuş” buyurmuşlardı.
Evet, her zaman şeytanın manyetik alanına karşı
dikkatli olunmalı ve bilmeyerek içine girilmişse, çarçabuk
oradan
uzaklaşılmalıdır. Gaflet ve dikkatsizlik, şeytan
ve şeytanî şeylere birer hüsn-ü istikbalse, evrad u ezkâr,
Allah’ı ilan ve O’nunla irtibatlanma, bütün şer kuvvetlere
karşı bir müdafaa, hattâ bir taarruzdur.
Meselâ, Efendimiz (sav) bir yerde, şeytanın ezan sesinden nasıl
kaçtığını anlatır. Demek ki, onun ezana
ve ezanın ihtiva ettiği manâlara tahammülü yok. Öyle ise,
şeytan vesveselerle taarruza geçtikce, biz de
Allah ve Rasûlü’yle irtibatımızı kuvvetlendirmeli ve
hep lâhûtî hâtıralara dalmalıyız. Efendimiz (sav)'in
Mi’rac yolculuğunu hatırlamanın vesveseyi, hususiyle
namazda akla gelenleri, hattâ esnemeyi bıçak gibi kestiği ve
keseceği söylenebilir. Keza bir yerde sol tarafınıza atacağınız
üç tükürük, bir de bakarsınız onun geldiği sisli
perdeyi
yırtıverir. Şeytanın harama teşvik adına
gelen vesveselerine karşı bazan yumruğu sıkıp
meydan okuma, bazan da hafife
alma manâsına tebessüm edip geçme, onun manyetik alanına karşı
gerilimde bulunma ifadesidir.
Bir genç arkadaşımıza
şöyle dediğimi hatırlıyorum:
“Şeytan, karşına çıkıp da bir harama bakmanı
istediğinde şöyle düşün: Bakmakla elime ne geçecek?
Bakacaksın, o boş...
Daha ileri götürsen, yine boş... Kaldı ki, imanının
sana vereceği pişmanlık ve ızdırap da var.
Sonu böylesine boş, ızdıraplı ve karanlık olacak
bir bakışın ne manâsı olabilir ki!” Esasen,
insan kendini böyle ikna ederken, o haram manzara da çoktan kaybolup
gitmiş olur.
Akla
gelen her vesvese, her süslü manzara, gelecekte elde edilecek daha mükemmellerini
düşünmekle izale olabilir.
Kur'ân'ın pek çok yerinde, dünyâ hayatının bir oyun ve
eğlenceden ibâret bulunduğu ve gerçek hayatın Ahiret
hayatı, yaşanacak gerçek yurdun da ahiret yurdu olduğu
ifade edilir (A.İmran, 3/185; Ankebut, 29/64).
Vesvese, sana ıspanak ve tere otunu mu teklif ediyor; ama Allah (cc)
diyor ki, orada peş peşe koparılmaya hazır
meyveler var. (Hâkka, 69/23) Hem, dünyadaki gibi hazımsızlık,
karın ağrısı ve defekasyon lüzumu da duymayacaksın.
Buradaki haramlara nazar noktasından gelen vesveseye de aynı
şekilde mukabele edilebilir. Ama biz, dünyânın bütün
güzelliklerine karşı “İsteyene ver Sen anı, bana
Seni gerek Seni” diyeceğiz. Yaz aylarının kavurucu sıcağını
bahane
ederek, şeytan sizi hizmetten ve irşad gayesiyle etrafa gidip
gelmekten alıkoymak ve
başkalarına yaptığı gibi sizi de deniz kıyılarına
veya gölgesi serin mesire yerlerine çekmek mi istiyor? Ona Cehennem
ateşinin çok daha sıcak olduğunu hatırlatıverin.
Öyle zannediyorum ki, kalbinize atmak istediği bu vesvese,
kendi gırtlağına tıkanıp kalacaktır.
Hem “Allah Rasülü (sav) ve O'nun sâdık
yaranı ve arkadan gelen salihler bizi bekleyip dururken, benim şurada
burada
avare ve bana yakışmayan bir vaziyette dolaşmam hiç doğru
olur mu?” diyerek, bu mevzûda şeytanın telkin etmek
istediği gaflet ve rehavet vesvesesini izale etmek mümkün olur
kanaatindeyim.
10. Abdest ve namazda “eksik mi yaptım?”
şeklindeki vesveselere de önem verilmemelidir.
“Abdest ve namazda yanlış ve
kusurum oldu mu acaba?” şeklinde gelen vesveselere de aldırış
etmemek gerekir.
Böyle bir vesvese ilk defa vuku buluyorsa, o abdest veya namaz tekrar
edilebilir. Ama mükerreren oluyorsa,
sözgelimi bir abdest uzvunu yıkayıp yıkamadığından
devamlı şüpheye düşen birisi, o zaman hiç vesveseye
meydan
vermeden, o uzvunu yıkadığını kabûl ederek
namaza durmalıdır. Ve yine namazı kaç rekat kıldığı
mevzuunda vesveseye mübtelâ olmuşsa, namazının tamam olduğu
kanaatıyla hareket etmelidir.
Vesvesenin
ilka ettiği şeyin üzerine üzerine gidilmelidir. Vesvesenin üzerinde
durmak değil, aksine,
tam tersi istikamette yürümek lâzımdır. Hiç kâle almadan,
önem vermeden, yapılan yanlış bile olsa,
“Mezheplerimizden birine uyar” deyip geçmek maslahata binaen daha
muvafık olur kanaatindeyim.
Gâye, şeytanın canına okuyup vesveseyi def’etmektir.
M.
Fethullah Gülen
Sual: Abdestte, namazda, temizlikte ve niyette vesvese eden, bunlardan nasıl kurtulur?
CEVAP
Vesvese, şeytanın verdiği zararlı olan şüphedir. Vesvese etmek
günahtır. Günah işlememek için vesveseye hiç itibar etmemelidir. İki
hadis-i şerif meali:
(Vesvese şeytandandır. Abdest alırken, guslederken ve necaset temizlerken, şeytanın vesvesesinden sakının.) [Tirmizi]
(Bir zaman gelecek, insanlar temizlikte fazla titiz hareket edecek, [vesvese ederek] dinde haddi aşacaklardır.) [Ebu Davud]
Vesvese, suyu israf etmeye, namazı geciktirmeye, cemaati, hatta namaz
vaktini kaçırmaya, vakti, ömrü zayi etmeye sebep olur. Başkalarının
elbisesinin, yemeğinin necis olmasından şüphe eder ki, Müslümanlara
suizan haramdır. Üstelik kendini ihtiyatlı sanıp, kibirli olur. O işin
uzmanı bir kimse bile ona nasihat etse, asla kabul etmez. Kendi
yaptığının daha doğru olduğunu kabul eder. Başkalarını küçümser.
Vesvese, ibadetleri mekruh olmakla bırakmaz, ruhi bunalımlara yol açar.
Guslün, abdestin, taharetin ve namazın şartlarını, sünnetlerini,
mekruhlarını bilmeyen, vesvese hastalığına yakalanır. Önce vesvese
edilen yerlerin doğrusunu öğrenmeli. Bunları bilip, yerine getirince,
şüphe kalmaz. Doğru yaptım diye inanmak ihtiyat, şüpheye düşmek vesvese
olur. Vesvese sahibi, azimetle değil, ruhsat ile amel etmelidir!
Haramlardan, şüpheli şeylerden, hatta mubahların fazlasından kaçmak
azimettir. Günah olmayan, caiz olan işleri yapmak ruhsattır.
İmam-ı Rabbani hazretleri, (Gerektiğinde en kolay
fetvaya uymalı. Allahü teâlâ, güç gelen şeyleri değil, kolay olanların
yapılmasını istiyor. Çünkü insan zayıf, dayanıksız yaratılmıştır)
buyuruyor.
İmam-ı Şarani hazretleri de, (İhtiyaç halinde ruhsatla amel etmeli) buyuruyor. Üç hadis-i şerif meali:
(Allahü teâlânın verdiği kolaylıklardan, ruhsatlardan faydalanın!) [Buhari]
(Ruhsatlardan faydalanmayan, Arafat dağı kadar günah işlemiş olur.) [Taberani]
(Allahü teâlâ, azimeti sevdiği gibi, ruhsatla amel edilmesini de sever.) [Beyheki]
Dinimiz, kolaylık dinidir. Mesela, abdest aldığını bilip sonra
bozulduğunda şüphe etse de, abdesti var demektir. Abdest aldıktan
sonra, kuru yer kalmıştır zannıyla yeniden abdest alınmaz, alınırsa
mekruh olur. Abdest aldıktan sonra, iç çamaşırında yaşlık görüp, idrar
mı, su mu diye şüphe eden, abdestten önce çamaşırına su serpmeli! Sonra
orada bir yaşlık görürse, (Bu benim serptiğim su) demeli. Hatta o
yaşlık idrar bile olsa, onun idrar olduğu kesin olarak bilinmediği için
yıkamak gerekmez.
Vesveseden kurtuluş çaresi, hangi meselede vesvese ediliyorsa dinimizin o konudaki hükmünü öğrenmek ve iyi bilmektir. İyi bilen kesinlikle vesvese etmez. Mesela
mesh etmek, ıslak el ile yavaşça saçların üstüne sürmektir. Ama
vesveseli bunu bilmediği için, başını ezecek gibi mesh eder veya
avucuna su doldurup, saçlarını iyice ıslatır. Abdest alırken şuraya el
değmedi galiba, şurası yıkanmadı diyerek tekrar tekrar yıkar. Halbuki, bir yer yıkanmasa bile, yıkanmadığı bilinmeyince yani kasten yıkamayı terk etmediği için abdesti sahih olur. Bu kadarını bilmek bile vesveseyi önler.
Vesveseden kurtulmak için kendi kendine,
(Buranın kuru kaldığına yemin eder misin?) diye sormalı. Yemin
edemiyorsa orası yıkanmıştır, tekrar yıkamak gerekmez. Her vesvese için
de aynı soruyu sorabilir. (Ya, yemin edecek kadar emin olsam zaten
vesvese etmem) demek de vesvesedir, yemin edemiyorsa bunun vesvese
olduğunu anlamalıdır.
Abdestten sonra, (Acaba başımı mesh ettim mi) veya (Abdestim var mı)
diye şüphe etmek, namaz kıldıktan sonra "Elbisem temiz mi idi" veya
"İftitah tekbirini almış mıydım?" gibi şüpheler vaki olsa da, yeniden
abdest alınmaz, elbise yıkanmaz, namaz da iade edilmez.
İbadetlerimizi eksik yapmakla, hâşâ Allahü teâlânın bir kaybı, fazla
yapmakla da bir kazancı olmaz. Bunun için, dinin emrine uyularak noksan
veya fazla yapılmış olsa mahzuru olmaz. Mesela sabahın farzını kılarken
(iki mi, bir mi kıldım?) diye
şüphe eden, bir rekat kıldığını zannederek bir rekat daha kılsa ve
kıldığı üç rekat olsa, namazı sahih olur. Fakat kasten üç kılsa namazı
sahih olmaz. Bir kimse de dört kıldım zannıyla üç rekat kılsa, kıldığı
namaz sahih olur. Bir kimse de, araştırıp kıbleden başka istikamete
namaz kılsa, namazı sahihtir, ama araştırmadan kıbleye isabet etse bile
sahih olmaz. Demek ki, dinin emrine uyulunca kıbleden başka yöne de
kılınsa, 4 rekat yerine 5 rekat da kılınsa sahih olur. O halde, kuru
yer kalsa da önemi yok. Kuru yer kalmadığını sanmak yeter. Zaten hiç
kimse kasten kuru yer bırakmaz.
Vesvese, dua ve zikir ile de azalıp yok olur. Bunun için, vesvese
gelince, hemen Allahü teâlâyı anmalı, istigfar, salevat ve dua okuyarak
şeytanı uzaklaştırmaya çalışmalı! Şeytanın vesvesesinden kurtulmak
için, her gün şu duayı da okumak iyidir:
(Ya Allah-ür-rakib-ül-hafiz-ür-rahim. Ya
Allah-ül-hayy-ül-halim-ülazim-ür-rauf-ül-kerim. Ya
Allah-ül-hayy-ül-kayyüm-ül-kaimü alâ külli nefsin bima kesebet, hul
beyni ve beyne adüvvi!)
Unutmak özürdür
Sual: Vesveseli biriyim.
Dikkat etmeme rağmen, abdestte gusülde kuru yerim kalmışsa, yahut
secdei sehv yapılacakken unutmuşsam, buna benzer başka şeyleri
unutmuşsam, oruçlu iken unutup yiyip içmişsem, unutarak namaz vaktini
çıkarmışsam, sonra da hatırlamadığım için kaza etmemişsem, ahirette
benim halim nice olur?
CEVAP
Dinimizde unutmak özürdür. Unutarak yiyip içmek orucu bozmaz, kaza da gerekmez. Unutarak namazın kazaya kalması da günah olmaz.
Abdestte, gusülde kuru yer kalmışsa, bilmediğiniz için hiç mahzuru
olmaz. Acaba kuru yer kaldı mı diye defalarca yıkamak gerekmez. Bunlar
vesvesedir, vesvese ise günahtır.
Kötü düşünceler nereden geliyor
Sual: Kalbimize çeşitli düşünceler geliyor. Bunlar nereden geliyor? Hangisinin iyi, hangisinin kötü olduğunu nasıl bileceğiz?
CEVAP
İnsanın kalbine, melekten, şeytandan ve kendi nefsinden de
çeşitli düşünceler gelir. Melekten gelene ilham, şeytandan gelene
vesvese, nefsten gelene ise hevâ denir. Bunların birbirinden farkı
nasıl bilinir? Hadis-i şerifte, (Melekten gelen ilham, İslamiyet’e uygun olur. Şeytandan gelen vesvese, İslamiyet’ten ayrılmaya sebep olur) buyuruldu. O halde vesveseyi ilhamdan ayırmak için dinin emrini iyi bilmek gerekir.
Gayrimüslimlerden peynir, sucuk gibi gıda alırken, (Bunların içine
necis madde koymuşlardır) düşüncesi gelirse, hemen dinin bu husustaki
hükmü hatırlanır. Dinimiz almanın caiz olduğunu bildiriyorsa alınır. Bu
düşüncenin şeytandan olduğu anlaşılır.
Vesveseye uyulmazsa, şeytan bundan vazgeçip başka vesvese verir.
Nefsimizden gelen düşünce ise, devamlıdır. İnsan ölünceye kadar devam
eder.
Şeytan, hayırlı, iyi bir işe mani olmak için daha az iyi olanı
yaptırmak maksadıyla vesvese verir. Büyük günaha sürüklemek için küçük
iyilikleri yaptırmaya çalışır. Dinini bilen kimseyi, şeytan, asla
aldatamaz. Her insan Allah’ın kulu olduğu halde, dinini bilen, Allahü
teâlânın emir ve yasaklarına riayet eden kimseler için Kur'an-ı
kerimde, şeytana hitap edilirken, (Benim kullarıma senin sultan [hakimiyetin] yoktur) buyuruluyor. (İsra 65)
Şeytanın vesvesesine aldanmamak için Allahü teâlânın, (Benim
kulum) dediği kimselerden olmalı, yani düzgün bir itikada ve ilme sahip
olmalı ve ilmi ile amel etmelidir! "Mesela şeytan vesvese verince, onu
hemen uzaklaştırmalıdır! Hadis-i şerifte, (Şeytan vesvese verir. Allah’ın ismi zikredilince, söylenince kaçar. Söylenmezse, vesveselerine devam eder) buyuruldu. (Ebu Ya’la)
Sünnete uygun abdest almasını bilmeyen kimse, iyi abdest alayım diye
fazla su kullanır. Bu ise vesvesedir. Vesvese eden kimse, dine iyi
uymak niyetiyle yeni bir şeyler çıkarır, bu ise bid'attir. Bid'at ise
haramdır. Başkalarının yiyecek ve içeceklerinin, giyeceklerinin temiz
olup olmadığında şüphe eder. Bu da suizanna sebep olur. Müslümana
suizan ise haramdır. (Ben her gıdayı yemem, ihtiyatlı davranırım)
diyerek kibre düşer. Halbuki zerre kadar kibri olanın Cennete girmesi
zordur.
Fatır suresi 6. âyet-i kerimesinde mealen, (Elbette şeytan size düşmandır. Onu düşman edinin!)
buyuruluyor. Vesvese eden, şeytanı kendine dost ve kardeş edinmiş olur.
Sünnetleri, mekruhları ve diğer emir ve yasakları bilmeyen, vesvese
hastalığına yakalanır. Bunları bilip yerine getiren şüpheye
düşmemelidir! Vesvese eden, ruhsatlarla amel etmelidir! Üzerinde
necaset görünmeyen her şey temiz kabul edilir. Şüphe etmekle necis
olmaz. Gıdalarda necis maddeler var zannı ile gıda almamak vesvesedir,
aşırılıktır. Hadis-i şerifte, (Aşırı gidenler helak oldu) buyuruldu. (Müslim)
İfrat ve tefritten yani aşırılıklardan uzak olmak ve orta yolu tutmak gerekir. Deylemi’deki hadis-i şerifte, (İşlerin hayırlısı vasat olanıdır) buyuruldu. (Hadika)
İman ve vesvese
Sual: Ahiret var mı, Allah’ı kim yarattı gibi vesveseler içimi kemiriyor. Küfre mi giriyorum? Bundan kurtulmanın yolu var mıdır?
CEVAP
İmam-ı Gazali hazretleri buyurdu ki:
Her insana musallat olan en az bir şeytan vardır. Şeytanın vereceği
vesveselerden korunmaya çalışmalı! Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Kanın damarlarda dolaştığı gibi, şeytan da, insanın vücudunda dolaşır. Açlıkla [az yemekle, oruç tutmakla] onun yollarını daraltın!) [Buhari]
Şeytanın kalbe giriş yerlerinden biri de, Allahü teâlânın zatı hakkında
düşündürmek, şüpheye düşürmektir. İnsanların en ahmağı zekasına en çok
güvenendir. İnsanların en akıllısı da, suçu kendinde arayan ve
bilmediklerini âlimlere soran kimsedir. İki hadis-i şerif meali:
(Şeytan, "seni kim yarattı" diye vesvese verir. O kişi "Allah
yarattı" derse, "Onu kim yarattı" diye vesvese verir. Böyle vesvese
gelince, "Ben Allah ve Resulüne iman ettim" desin!) [Buhari]
(Allah’ın yarattığı şeyleri tefekkür edin, ama zatını tefekkür etmeyin.) [Ebu-ş-şeyh]
Vesvese, dua ve zikir ile azalıp yok olur. Bunun için, bilhassa günaha
meyledildiği zaman, hemen Allahü teâlâyı anmalı, istigfar, salevat ve
dua okuyarak şeytanı uzaklaştırmaya çalışmalı!
Bilhassa 40 yaşını geçince, tevbeyi hiç ihmal etmemeli. Hadis-i şerifte, (Şeytan, 40 yaşını geçtiği halde, tevbe etmeyen için, "Bu artık kolay iflah olmaz" der) buyuruldu. (İ. Gazali)
Tevbe edip şeytanı çaresiz hâle getirmeye çalışmalı. Bir hadis-i şerif meali:
(İnsan, yolculukta devesini zayıflatabildiği gibi, mümin de şeytanını zayıflatabilir.) [İ.Ahmed]
Kötü şeyler düşünerek, kötü yerlere giderek, şeytana yardımcı olmamalı! Çünkü hadis-i şerifte, (Uçurum etrafında dolaşan oraya düşebilir) buyuruldu. (Buhari)
Haram işlemeye niyet edip, Allah’tan korktuğu için vazgeçen günaha girmez. Bir hadis-i şerif meali:
(Kalbe gelen kötü şey söylenmedikçe ve buna uygun hareket edilmedikçe affolur.) [Beyheki]
Kibir, haset gibi şeyler böyle değildir. Çünkü bunlar zaten kalb ile olur.
İbadetleri yapıp imanıma bir zarar gelir diye korkanın ve günahlarım
çoktur, ibadetlerim beni kurtarmaz diye düşünenin imanı kuvvetli
demektir. (Bezzaziyye)
İbadetleri yapıp, ilmihal bilgilerini öğrenmeye çalışan kimseye,
Allah’ı, ahireti inkâr gibi düşünceler gelmesi, onun imansız olduğunu
değil, imanlı olduğunu gösterir. Meyveli ağaç taşlandığı, hırsız
mücevher olan eve girmeye çalıştığı gibi, şeytan da imanlı olanlara
saldırır. Hadis-i şerifte, böyle vesveselerin imandan olduğu
bildirildi, (Vesvese imanın tâ kendisidir) buyuruldu. (Ramuz)
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Kötü vesveselerin gelmesine sebep imanın kâmil olmasıdır. Çünkü hadis-i şerifte (Böyle vesveseler, imanın olgun olmasındandır) buyuruldu. (1/182)
Böyle vesveseler birçok kimsede olabilir. İmanım gitti diye şüpheye
düşmemeli, böyle düşüncelere önem vermemeli, her zaman Allahü teâlâyı
anmaya çalışmalıdır!
Sual: Bazen imanla ilgili çok vesvese oluyor. Allah var mı, Cennet Cehennem gerçek mi gibi. Ne yapmalıyım?
CEVAP
Öyle vesvese gelince (Ben Allah ve Resulüne iman ettim) diyerek şu duayı okumalı:
(Allahümmme ya mukallibel kulub sebbit kalbi ala dinik = Ey kalbleri çeviren Rabbim, kalbimi dinin üzerine sabit kıl)
O şüpheler imandan ileri geliyor demektir. Meyveli ağaç taşlanır.
Şeytan imanlı olanla uğraşır, imansızla uğraşmasına sebep yok. Kalbdeki
bu düşünceler dile gelmedikçe, dil ile de söylemedikçe mahzuru olmaz.
Bu tür vesveseleri dikkate almamalıdır.
Şeytan düşmandır
Sual: Bize gelen kötü düşünceler şeytandan mıdır?
CEVAP
Evet dine aykırı vesveseler şeytandandır. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Hakikaten şeytan size düşmandır. Siz de onu düşman edinin. Çünkü o, kendine uyanları, [günahlara sokup] Cehennem ehlinden olmaya çağırıyor.) [Fatır 6]
(Ey iman edenler, şeytanın yoluna [ve vesveselerine] uymayın.) [Bekara 208]
(Şeytanın izine, yoluna tâbi olmayın. Muhakkak ki, o size apaçık bir düşmandır. Şeytan size ancak kötülüğü, fahşayı [hayâsızlığı, dünyaya düşkün olmayı, nefsin arzularının peşinde koşmayı] emreder.) [Bekara 168-169]
(Şeytan sizi [Allah yolunda infak ederken] fakir olursunuz diye korkutur ve [sadaka vermemenizi] emreder.) [Bekara 268]
(Şeytan onları [taşkınlığa meylettirip] hidayete uzak bir sapıklığa düşürmek ister.) [Nisa 60]
(Şeytana itaat etmeyin, o size açık düşmandır diye size nasihat vermedim mi?) [Yasin 60]
(Şeytan, şarap ve kumar ile aranıza düşmanlık ve kin bırakmak ister.
Sizi, Allah’ı zikirden ve namazdan alıkoymak ister. Siz bunlardan [ayıplarını, zararlarını bildikten sonra] hâlâ sakınmaz mısınız?) [Maide 91]
([Nefsine uyarak] Allahü teâlânın dininden yüz çevirenlere, [dünyada] bir şeytan musallat ederiz.) [Zuhruf 36]
Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:
(Melekten gelen ilham, İslamiyet’e uygun olur. Şeytandan gelen vesvese, İslamiyet’ten ayrılmaya sebep olur.) [Tirmizi]
(Allahü teâlânın rahmeti cemaat üzerinedir. Şeytan, Müslümanların cemaatine katılmayıp muhalefet eden kimse ile beraberdir.) [D.Kulub]
(Sürüden uzak kalan koyunu kapan kurt gibi, şeytan da insanın kurdudur.
Bölünüp parçalanmaktan sakının, cemaat halinde birleşin, mescitlere
koşun!) [Tirmizi]
Vesvese edince
Sual: Çok vesveseliyim, abdestte, gusülde namazda
niyet ettiğimi unutuyorum, bunları niyetsiz yapsam sahih olur mu? Kuru
yer kaldı zannederek defalarca orayı yıkıyorum. Az bir kuru yer kalsa
abdestim ve guslüm sahih olur mu? Abdestim bozuldu mu acaba diye çok
vesvese ediyorum, abdestsiz namaz sahih olur mu? Elbiseme necaset
bulaştı sanıyorum. Necis elbise ile namaz kılınırsa sahih olur mu?
İmamın durumunu bilmiyorum, imam ateist falan ise kıldığım namaz sahih
olur mu? Yiyip içtiğimiz gıdalarda, alkol veya domuz yağı vardır,
hayvanlar besmelesiz kesilmiştir diye vesvese ediyorum. Bunun gibi
durumlarda ne yapmam gerekiyor?
CEVAP
1- Niyet etmediğini bilmeyen yani yüzde yüz
ben niyet etmedim diyemeyen kimse, niyet etmiş demektir, namaz
sahihtir. Gusülde ve abdestte ise zaten niyet şart değildir.
2- Abdestte veya gusülde kuru yer kaldığı bilinmiyorsa, kuru yer kalsa bile bilmediği için, abdest ve gusül sahihtir.
3- Abdest aldığını biliyor ama, abdestinin
bozulduğunu bilmiyorsa, abdesti bozulmuş bile olsa, abdesti var kabul
edilir ve namazı sahih olur.
4- Elbisede necaset olduğu bilinmiyorsa, o elbise necis olsa da, namaz sahih olur.
5- İmamın ateist olduğu bilinmiyorsa, namaz
sahih olur. Dinimiz, imamın kalbine bakın demiyor. Zahire bakılır.
Görünüşte küfrünü gerektiren bir şey yoksa, namaz sahih olur.
6- Yiyip içtiğimiz gıdalarda alkol ve domuz yağı
olduğunu bilmiyorsak, temiz kabul edilir. Gıdaların içinde necaset olsa
bile, bilmediğimiz için günah olmaz. Yediğimiz her gıdayı analiz
ettirmemiz gerekmez.
7- Dinimizin bütün hükümleri böyledir. Mesela
bir kimse, evlendiği eşinin süt kardeşi olduğunu bilmiyorsa, o süt
kardeşi olsa bile, hiç kimse bilmediği için, onunla evlenmesi günah
olmaz.
Vesvese dinin hükmünü bilmemekten kaynaklanır. Yukarıdaki hükümleri bilen kimse, hiçbir konuda vesvese etmez.
İlham ve vesvese
Sual: Kalbimize gelen düşüncelerin, melekten mi, yoksa, şeytandan mı olduğu, nasıl anlaşılır?
CEVAP
Muhammed Hadimi hazretleri buyuruyor ki:
Kalbe gelen düşüncenin, kimden geldiğini anlamak için, İslamiyet’e
uygun olup olmadığına bakılır. Kalbe gelen düşünce, nefse acı gelirse,
hayır olduğu; tatlı gelir, hemen yapmak isterse, şer olduğu anlaşılır.
Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Melekten gelen ilham, İslamiyet’e uygun olur. Şeytandan gelen vesvese, İslamiyet’ten ayrılmaya sebep olur.) [Tirmizi]
Allahü teâlâ, herkesin kalbine bir melek vazifelendirmiştir. İnsanın kalbine bu melekten gelen iyi düşüncelere ilham; şeytandan gelen kötü düşüncelere, vesvese; nefsten gelen kötü düşüncelere ise, heva
denir. İlham ve vesvese devamlı olmaz. Nefsin hevası ise, devamlıdır ve
gittikçe artar. Vesvese, dua ederek, zikrederek azalır ve yok olur. Bir
hadis-i şerif meali:
(Şeytan, kalbe vesvese verir. Allah’ın ismi zikredilince, söylenince kaçar. Söylenmezse vesveselerine devam eder.) [Ebu Ya’la]
Vesveseden kurtulmak için çalışmalıdır. Nefse uyan kimse, vesveselere
esir olur. Nefsine uymayanın ise, ilhama uyması kolay olur. (Berika)
Dinimizin emirlerine uymak
Sual: Dinin emrine
uyularak yapılan bir iş, yanlış da olsa, affoluyor mu? Mesela kıbleyi
bilmesek, dinin emrine uyup araştırsak, sonra yanlış bir yöne dursak
namaz sahih olur mu?
CEVAP
Evet, sahih olur. Dinin emrine uyularak yapılan iş, yanlış kabul
edilmez, dinin emrine uyulduğu için doğru olur. Mesela kıbleyi
bilmeyen, araştırmadan kılarsa, kıbleye rastlamış olsa bile, namazı
kabul olmaz. Araştırıp kıbleden başka istikamete doğru kılsa da, namazı
sahih olur. Çünkü dinin emrine uyarak gerekli araştırmasını yapmıştır.
Demek ki, önemli olan, isabet ettirmek değil, dinin emrine uygun
şekilde hareket etmektir.
Birkaç örnek daha verelim:
1- Yiyecek ve içeceklerde şüphe edip yememek, vesvese
olur. Haram veya necis olduğu kesin bilinmedikçe, temiz kabul edilir.
Burada emredilen, mutlak helal veya temiz olanı yemek değil, haram veya
necis olduğunu bilinmeyeni yemektir. Bu kural bilinirse, dinin emrine
uyulmuş ve rahat edilmiş olunur. Yiyip içtiğimiz gıdalar necis olsa da,
dinin emrine uyularak yapıldığı için temiz kabul edilir.
2- Elbiseye necaset bulaşsa, bu yer unutulsa veya
bulunamazsa, zannedilen yer yıkansa temiz olur. Namazdan sonra meydana
çıksa, namazı iade etmek gerekmez. (S. Ebediyye)
Burada da emredilen, mutlaka necis olan yeri temizlemek değil, emre uyarak tahmin ettiği yeri yıkamaktır.
3- Ramazan ayının bitip Şevval'in başlaması, yeni
hilalin doğmasıyla değil, görülmesiyle anlaşılır. Mesela, Ramazan, 29
çekse ve 29. günü hilal, gerçekte doğduğu halde, hava bulutlu olduğu
için görülemese, Ramazanın 30. günü gerçekte bayram olsa da, o gün oruç
tutulur. Hâlbuki bayram günü oruç tutmak haramdır. Ama dinin emrine
uyulunca, o gün oruç tutmak haram olmuyor, aksine farz oluyor.
www.dinimizislam.com