| | Üretsiz Blog oluştur

İslama Davet

Amacımız yüce dinimiz İslam'ı güneş ışınlarının değdiği her yere duyurmak, hükümlerini bildirmek; Kur'an sesini duyan biri nasıl Arapça bilmediği halde etkilenir değil mi? İşte bu şüphesiz Allah'ın sözleridir.

 

mü'min nedir ? - gerçek müslümanlar kimlerdir ?

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Müminin işine şaşarım, çünkü onun işleri tamamen hayırdır. Bu da ancak mümine özgüdür. Çünkü o, sevindirici bir şeyle karşılaşınca şükreder, hayır olur. Zararlı ve üzücü bir şeyle karşılaşınca sabreder, bu da hayır olur."
Suheyb radıyallahu anh. Müslim.

Mümin, müminin aynasıdır. Mümin, müminin kardeşidir, malını o yokken korur ve gelecek kötülüklere karşı etrafını çevirir. (Ebu Davut, Edep, 49)

Mümin, saftır (temiz kalpli), kerimdir. Fâcir ise hilekârdır, alçaktır. (Tirmizi, Birr, 41)

 

Mümin, bir (yılanın) deliğinden iki defa sokulmaz. (Buhari, Edep, 83)

 

Mümin, herkesi sever ve sevilir, herkesle anlaşır ve kendisi de başkaları tarafından sevilir ve anlaşılır. Böyle olmayan müminde hayır yoktur. İnsanların en hayırlısı, insanlara en çok faydası olandır. (Müsned, 2/400)

 

Müminin her hali hayırdır. Gözünün önünde bir nefis ölür gider de o yine Allah'a (celle celalühü) hamdeder. (Nesai, Cenâiz, 13)

 

Her biriniz râî (çoban) ve hepiniz elinizin altındakinden sorumlusunuz: Devlet reisi bir râî ve elinin altındakilerden sorumludur. Her fert, ehl-ü ıyâlinin râîsidir ve raiyetinden mes'ûldür. Kadın, beyinin hânesinin râîsi ve gözetiminde olan şeylerden sorumludur. Hizmetçi, efendisinin malının râîsi ve elinin altındakilerden mes'uldür. Her biriniz râî ve her biriniz raiyetinden sorumludur. (Buhari, Cuma, 11)

 

Mümin, kardeşine düşkündür. (İbn Hamza, Esbâbu vurûdil-hadis, 3/252)

 

İnsanların içine karışıp onların eziyetlerine katlanan mümin, insanların içine karışmayıp, (birlikte yaşamanın getirdiği) eziyetlerine katlanmayan insandan daha hayırlıdır. (İbn Mâce, Fiten, 23)

 

Yaptığı iyilik, kendisini sevindiren, kölütük de kendisini üzen kişi gerçek mümindir. (Tirmizi, Fiten, 7)

 

Himmeti en büyük insan, hem dünya hem de ahiret işlerine gerekli ihtimamı gösteren mümindir. (İbni Mâce, Ticârât, 2)

 

Sizin en hayırlınız, ahlakça en güzel olanınızdır. (Buhari, Edeb, 38, 39)

 

Bana en sevgili olanınız, kıyamet günü de Bana mevkice en yakın bulunacak olanınız, ahlâkça en güzel olanlarınızdır. Bana en menfur olanınız, kıyamet günü de mevkice benden en uzak bulunacak olanınız, gevezeler, boşboğazlar ve yüksekten atanlardır.

Cemaatte bulunan bazıları:

Ey Allah'ın Rasulü! Yüksekten atanlar kimlerdir? diye sordular. -Onlar mütekebbir (büyüklük taslayan) kimselerdir! cevabını verdi. (Tirmizî, Birr, 77).

 

Gerçek müslümanların özellikleri:

1- Asla yalan söylemez,

2- Dedikodudan ve bütün haram şeylerden olabildiğince uzak durur,

3- Güçlü ve kararlı olur,

4- Yanında bulunan insanlara güven verir,

5- Sabırlı ve güçlü imanı olur,

6- Karşısındakini küçümsemez ve ona değer verir,

7- yanında bulunanlar, elinden dilinden ve belinden emin olur,

8- Ne çok, ne az konuşur,

9- Sorunlara çözümler arar,

10- Yaptığı günahları överek anlatmaz,

11- İftira etmez,

12- Dünyanın geçici olduğunu bilir,

13- Cahillikten korkar,

14- Günü gününe eşit olmaz; her geçen gün yeni şeyler öğrenir, yeni şeylerin peşinde olur,

15- Boş durmaz,

16- İslam'ın farzlarını yerine getirir,

17- İşlerini sadece Allah'ın rızasını kazanmak için yapar,

18- Sadaka verir,

19 - Kadınına çok iyi davranandır,

20- Allah için sever ve Allah için nefret eder,

21- Kendini beğenmez,

22-  Malını Allah yolunda harcamaktan çekinmez,

23- Allah'a derinden saygı duyandır,

24- Peygamber Efendimi'in yolundan gider,

25- Hesaba çekileceği günün korkusunu içinde taşır,

26- İbadetlerinde gösterişten mümkün olduğunca uzak durur,

27- Kendisi için istediği şeyi kardeşi ( arkadaşları vs. ) için de ister,

28- Giyinişi temiz ve ahlaklıdır,

29- Veren elin alan elden üstün olduğunu bilir,

30- İşlerine Allah'ın adıyla başlar, Kur'an'ın bütün ayetlerine inanan kimsedir.

31- Utanır (haya eder).

32- Zan, gıybet ve tecessüsten (başkalarını kusurlarını etrafa yaymak) kaçınır,

33- Başkalarının önünde eğilip bükülmez (başkalarına kılınmaz, başkalarına dalkavukluk etmez ).

34- Annesine ve babasına iyilikte bulunur, ikram eder.

35- İnanmayanlara baskı ve zulüm yapmaz, onlara İslam'ı tanıtır ve davet eder.

36-  Güzel ahlaklıdır.

37- Düşene vurmaz.

38- Üzerindeki sorumlulukların bilincindedir.

39- İslam'ı korur.

Yukarıdaki özellikler Peygamber Efendimiz'in mü'minler için sözlediği bazı sözlerden esinlenilerek yazılmıştır.Herhangi bir yanlışlık veya eksiklik sezdiğinizde yorumlarınızla bunu belirtin düzeltelim.

 
 
 
 
 

vesvese - şeytanın vesveseleri - vesveselerden kurtulmanın yolları - neden vesvese gelir?

Bazen aklımıza hiç inanmak istemediğimiz, ama bir türlü vesvesesinden kurtulamadığımız çeşitli vesveseler gelmektedir.Bu derdimizi başkalarına açamamaktayız.Yine aynı şekilde muazzam bir korkunun içine düşmekteyiz.Acaba dinden çıktık mı diye.Allah ya birde yoksa, ya kıldığımız namazlar boşunaysa vs.Bu tür vesveselerin hepsinin şeytandan geldiğinden emin olmak lazımdır.

 

Böyle sorular sizin de aklınıza geliyorsa ilk önce asağıdaki önemli bilgileri okuyun, tatmin olmazsanız Düzceli Mehmet romanını (Düzce depreminde şehit olmuş, vesveselere uzun zaman cevap aramış - sonunda aradığı cevapları bulmuş -  Mehmet adında bir genci anlatıyor) okuyun, bunların haricinde tabiki Kur'an'ıkerim'in Türkçe mealleri ve büyük alimlerin kitaplarını okuyun ( Risale - i Nur, Mesneviler ). İnanın hayata daha farklı, daha anlamlı bakacaksınız bunlardan sonra.

İmam-ı Gazali hazretleri buyurdu ki:
Her insana musallat olan en az bir şeytan vardır. Şeytanın vereceği vesveselerden korunmaya çalışmalı! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:


(Kanın damarlarda dolaştığı gibi, şeytan da, insanın vücudunda dolaşır. Açlıkla [az yemekle, oruç tutmakla] onun yollarını daraltın!) (Buhari).
Eğer bize gelen vesveseyi kalbimizle kabul etmiyorsak bunun dini açdan bir mahsuru yoktur.Çünkü vesvese bir hayalden ibarettir.Kalbimizle eğer gelen vesveseden üzülüyor, olmamasını istiyorsak bu vesvesenin kabul görmediğine işarettir.Bu tür durumlarda ehemmiyet vermemeliyiz.Said nursi bu konu da;

Ehemmiyet verdikçe şişer; ehemmiyet vermezsen söner. Ona büyük nazarıyla baksan büyür; küçük görsen, küçülür. buyurmuştur.

Nebi (s.a.v.)’e vesveseden sorulduğunda,
“O imanın katıksız olmasındandır.” der, şeytan nerede saf, temiz, arınmış birini bulursa onun İslamî hassasiyetinden faydalanmak ister. Kimisini hilesiyle tuzağa düşürüyor, kimisini de düşüremiyor. Fakat onun da bilmediği bir şey vardır: Yiğidin beli kırılmadıkça diğer yaralar ona daha da kuvvet verir. Müslümanın imanına halel gelmedikçe başına gelen musibetler olsa olsa ancak onun imanını kuvvetlendirir. Allah’ı rab olarak seçenin sırtı asla yere gelmez. “O ne güzel vekildir.”

Vesvese, dua ve, zikir ile azalıp yok olur. Bunun için, bilhassa günaha meyledildiği zaman, hemen Allah'ı anmalı, istiğfar, salevat ve dua okuyarak şeytanı uzaklaştırmaya çalışmalı! Şeytanın vesvesesinden kurtulmak için, her gün şu duayı okumalı:


(Ya Allah-ür-rakib-ül-hafiz-ür-rahim. Ya Allah-ül-hayy-ül-halim-ülazim-ür-rauf-ül-kerim. Ya Allah-ül-hayy-ül-kayyüm-ül-kaimü alâ külli nefsin bima kesebet, hul beyni ve beyne adüvvi!).


Yine aynı şekilde denizde boğulana can simidinin faydasının mühimliği gibi itikada bu tür sorunlar yaşayan kardeşlerinde san simidi salavatı şerifelerdir.Bol bol salavat getirmeliyiz.
Bilhassa 40 yaşını geçince, tövbeyi hiç ihmal etmemeli. Hadis-i şerifte,


(Şeytan, 40 yaşını geçtiği halde, tövbe etmeyen için, "Bu artık kolay iflah olmaz" der) buyuruldu. (İ. Gazali)
Tövbe edip şeytanı çaresiz hâle getirmeye çalışmalıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(İnsan, yolculukta devesini zayıflatabildiği gibi, mümin de şeytanını zayıflatabilir.) [İ.Ahmed]


Kötü şeyler düşünerek, kötü yerlere giderek, şeytana yardımcı olmamalıdır! Hadis-i şerifte, (Uçurum etrafında dolaşan oraya düşebilir) buyuruldu. (Buhari)


Haram işlemeye niyet edip, Allah'tan korktuğu için vazgeçen günaha girmez. Bazı âlimler, yalnız kalbe gelen şeylerden dolayı sual ve azap olmayacağını bildirmişlerdir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Kalbe gelen kötü şey söylenmedikçe ve buna uygun hareket edilmedikçe affolur.) [Beyheki]


Kibir, hased gibi şeyler böyle değildir. Çünkü bunlar zaten kalb ile olur. Şeytanın kalbe giriş yerlerinden biri de, Allahü teâlânın zatı hakkında düşündürmek, şüpheye düşürmektir. İnsanların en ahmağı zekasına en çok güvenendir. İnsanların en akıllısı da, suçu kendinde arayan ve bilmediklerini âlimlere soran kimsedir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Şeytan, "seni kim yarattı" diye vesvese verir. O kişi "Allah yarattı" derse, "Onu kim yarattı" diye vesvese verir. Böyle vesvese gelince, "Ben Allah ve Resulüne iman ettim" desin!) [Buhari]

(Allah'ın yarattığı şeyleri tefekkür edin, ama zatını tefekkür etmeyin.) [Ebuşşeyh]

İbadetleri yapıp imanıma bir zarar gelir diye korkanın ve (günahlarım çoktur, ibadetlerim beni kurtarmaz) diye düşünenin imanı kuvvetli demektir. (Bezzâziyye)

İbadetleri yapıp, ilmihal bilgilerini öğrenmeye çalışan kimseye, Allah'ı, ahireti inkâr gibi düşünceler gelmesi, onun imansız olduğunu değil, imanlı olduğunu gösterir. Meyveli ağaç taşlandığı, hırsız mücevher olan eve girmeye çalıştığı gibi, şeytan da imanlı olanlara saldırır. Hadis-i şerifte, böyle vesveselerin imandan olduğu bildirilmiş, (Vesvese imanın tâ kendisidir) buyurulmuştur. (Ramuz)
İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki: Kötü vesveselerin gelmesine sebep imanın kâmil olmasıdır. Çünkü hadis-i şerifte (Böyle vesveseler, imanın olgun olmasındandır) buyuruldu.

Böyle vesveseler birçok kimsede olabilir. İmanım gitti diye şüpheye düşmemeli, böyle düşüncelere önem vermemeli, her zaman Allahü teâlâyı anmaya çalışmalıdır!

Bu şüphe hali geldiği zaman, kalbinizin dili ile iblise şu cevabı verebiliriz: "Allah (cc) olmasaydı, olmayan bir şey için, sen bana bu vesveseyi yapar mıydın? Senin yaptığın bu vesvese bile Allah'ın var (sav) olduğunun delilidir."

www.mumsema.com

1. Vesvese, imanın kuvvetindendir.

Önce hemen şunu belirtelim ki, vesvese çok korkulacak bir şey değildir, çünkü iman var ki, vesvese geliyor.
Sahabe-i Kiram'dan Efendimiz'e gelip, “Ya Rasûlallah, vesveseye mübtelâyım” diyen birine, Efendimiz (sav)'in cevabı, “Endişe edilecek bir şey yok; o mahz-ı imandır, imanın kuvvetindendir” şeklinde olurdu.
Şeytan, sizde de iman cevheri, ibâdet hazinesi, namaz ve dine hizmet cevheri olduğunu bildiği içindir ki,
korsanlık yapmakta ve size karşı taarruza geçmektedir. Korsanlık, belki denizlerde yapılan şekliyle tarihte
gömülmüştür ama, şeytana bakan yönüyle Âdem (as) ile başlamış olup, kıyamete kadar da devam edecektir.

Nasıl deniz korsanları, hazine taşıyan zengin gemilerine tecavüz eder ve define bulunan adalara saldırırlar,
öyle de şeytan dahi, mü'minin iman cevheri taşıyan kalbine hücum eder. Zaten o, tamtakır,
kupkuru ve bomboş kalblerle uğraşmaz; böylelerine vesvese okları göndermez. 
Hırsızlar bile zengin evleri kollarlar; Doğu'nun ve Batı'nın kâfir ve zâlimleri de öyle değil mi?..

Vesveseye düşen mü'min, “Şeytan bütün cephelerde mağlûp oldu; bu yüzden, şimdi de iman ve İslâm'a ait
vesveselerle, şüphelerle beni meşgûl etmek, hazineme el atmak istiyor; ama, benden bir şey koparamayacak.
Bu, onun son çırpınışlarıdır; bir gün gelecek, benden bir şey koparamayacağını anlayınca  çekip gidecektir..
kapıma haydut kılıklı birinin gelip, birkaç gün el açtıktan sonra çekip gitmesi gibi. Hoş, gitmese de kapılar ona
sürmeli ve beni koruyan kale de çok sağlam; bana Allah’ın izniyle hiç bir şey yapamaz” diye düşünmelidir.

2. Vesvese, kalbin malı değildir:

Kalb rahatsız olduğuna göre, vesvese kalbe mal edilemez; çünkü eğer o, kalbin malı olsaydı,
kalb ondan rahatsız ve tedirgin olmayacaktı ve böyle bir kalble şeytan da uğraşmayacaktı...

Kalbin rahatsız ve tedirgin olması şundandır: Kalb, vesveseye razı değil, sahip de değil; vesvese ile
arasında manâ ve mahiyet bakımından bir münasebet olmadığı içindir ki, kalb vesveseden rahatsız olmaktadır.
Kişinin gösterdiği reaksiyondan, ateşinin yükselmesi, kaşlarının çatılması, başının ağrıması, iştiha ve ağız tadının kaçmasından anlıyoruz bunu; tıpkı vücuda giren yabancı mikroplara ve bu mikropların fizyolojik yapıda açtığı 
rahnelere, meydana getirdiği arızalara karşı vücudun muharipler üretmesi, antikorları devreye sokması ve bu ciddi
muharebenin meydana gelmesi neticesinde hararetin yükselmesi gibi. İşte, şeytanın da kalbimize gönderdiği bizim
malımız olmayan yabancı hayâl, düşünce ve vesveselere karşı mânevî yapımız, iman potansiyelimiz, âdeta antikor
üreterek, bu şer ve şerareler ordusuna karşı kavga vermekte, bunun neticesinde de ateşimiz yükselip, kalbimiz
sıkılmaktadır. Eğer, vücudumuz herhangi bir mukavemette bulunmuyor ve boğa yılanı görmüş bir keçi
gibi hemen teslim oluyorsa, o zaman, AİDS virüsüne karşı antikorların teslim-i silah ettikleri gibi,
bizde de iş bitmiş demektir. Gelen vesvese karşısında kalbimiz, imanımız mukavemet etmezse, o zaman vesvese
de olmaz, hararet de yükselmez! Bu, “Gel, ne istersen yap!” demektir ki, şeytanın da istediği budur.

3. Vesveseye maruz kalb, içine kötülerin çer-çöp attığı pınara benzer:

meseleyi bir de şöyle düşünebiliriz: Berrak, saf ve tertemiz bir su kaynağı var; bileşikleri, tadı ve takdim ettiği şifasıyla zemzem suyu gibi bir su kaynağı. Herkes tarafından mâlum ve meşhur hale gelmiş, dünyâca da kabûl edilmiş mübarek
bir kaynak. Şimdi, hain biri geliyor, sinsice kaynağa yaklaşıp, su üzerine boya, toz, çer-çöp döküp kaçıyor. 
Siz bunu görünce, “Eyvah” diyorsunuz; “Pınarım kurudu, mahvoldu, pislendi ve ölüp gitti!” Oysa, hakikat böyle değildir. Akan su, üzerinde atılan o çer çöpü götürecek ve safiyetini muhafaza edecektir. Sizin kalbiniz, imanınız berrak, 
pırıl pırıl bir pınar ise, o zaman bulandırmak için üzerine atılan tozun, toprağın ona hiç bir zararı olmayacaktır. 
O toz, toprak akıp gidecek ve sizin menba'ınız her zaman temiz kalacaktır. Demek oluyor ki, o bulanıklık
pınarın kendinden değil... Evet, işte vesveseye maruz kalb de böyledir...

4. Vesvese, iradî olmayıp, fiiliyata da dökülmüyorsa insanı mes'ul etmez: 

Bildiğiniz gibi, mükellef ve mes'ul olmada irâde ve şuur şarttır. Hayvanatın yanısıra mecnunlara, aklı, 
şuuru yerinde olmayanlara teklif yoktur. Bu itibarla, vesvese için irâde devrede değilse ve plân, programı yapıp,
“gel” diye kalb ve düşünce kapılarımızı bizzat kendimiz aralamıyorsak, mes'ul sayılmayız. Elverir ki,
onu fiiliyata dökmeyelim, işlemeyelim. İrâde, umumiyetle böyle kendi kendine gelen vesveseyi
karşısında bulur ve ona mukavemet edemez, çünkü o davetsiz gelir. Ayrıca insan, tedayi-i efkâr ile irâdesi dahilinde olmadan gördüğü, duyduğu ve okuduğu şeylerle de bir takım hatıralara, hayâllere ve
düşüncelere maruz kalabilir. Aslında, çok defa bunlardan kurtulmak mümkün de değildir; çünkü insanın bu hali,
yaratılışın muktezasıdır.

5. Vesvese, insanın ilerlemesine mani olmayan örümcek ağı gibidir:

Vesvese, kendine has tutarsızlığıyla bilindiği zaman zararlı olmaz. Kur'ân, “Muhakkak, şeytanın hilesi zayıftır”
diye ferman etmektedir (Nisa, 4/76). Evet var ama, yok gibidir şeytanın hilesi. Meselâ, iki duvar arasından geçmek istiyorsunuz; bakıyorsunuz ki, bir örümcek, ağlarını gerip yolunuzu kapatmış; döner
misiniz, devam mı edersiniz? Örümcek ağı sizin ilerlemenize mâni olabilir mi gerçekten? Şüphesiz hayır;
onu bir engel olarak görmez ve hiçbir şey yokmuş gibi yolunuza devam edersiniz.

Efendimiz, şeytanın dalâleti, küfrü, küfranı, günahı ve kötülükleri yaptırmadığını ve elinden tutup da kimseye günah işletemeyeceğini beyan buyurur. Şeytanın yaptığı, ancak fenalıkları süsleyip-püslemek, allayıp-pullamak, 
cazip ve çekici  göstermektir. İyiyi de kötüyü de yaratan, dalâlete de hidayete de sevkeden
Allah (cc)'tır. Rengârenk köpüklerle süslenip imar edilmiş bir saray gibidir şeytanın vesveseleri; fakat altında derin
çukurlar bulunur, kilometrelere ulaşan derin çukurlar...

Gelip geçiciliği bilindiği zaman vesvesenin zararı olmaz. Vesvese, üflemekle uçup giden tüy kadar zayıftır.
Bir ara toplanıp sonra dağılıveren bulutlara benzer o; ardından ne yağmur gelir, ne de yel!.. O, uçak yolcularının
bir anlığına içine düştüğü  hava boşluğu gibidir; ne feryat etmeye değer, ne de dövünüp yakınmaya!..

6. Vesvese, üzerinde durulmadığı ve dert haline getirilmediği takdirde hiçbir zarar vermez:

Düşüncenize bulaşıp da onu kirletmeyeceğini bildiğiniz zaman vesvese zararlı olmaz. Vesvese, hayâl aynasında
sönüp gidecek derecede zayıf ve gelip geçici bir iz; leke ve pislik bulaştırmayacak bir görüntü ve çok hafif
yansımalardan ibarettir. Akla ve hayâle gelen şeyler, hayır kaynaklı ise akıl ve düşünceyi bir
derece nurlandırır; fakat şer kaynaklı bir vesvese ise, o zaman da akla, düşünceye ve kalbe tesir etmez,
kir bırakmaz ve zarar da vermez. Elinizde tuttuğunuz aynaya karşıdaki yılanın görüntüsü aksetse, aynadaki o
yılanın elinize zararı olur mu? Ya da, aynaya akseden bir pislik elinizi kirletir mi? Veya, elinizdeki aynaya akseden
alevli ateş, elinizi yakar mı? Aynenbunun gibi, nasıl karnınızdaki pisliklerin namaza ve elmasın etrafındaki kömür 
tozlarının elmasa zararı yoksa, aynı şekilde, şeytanın da dışta ya da içte aslî ve zatî bir varlığı ve hüviyeti olsa bile, 
attığı okların, gönderdiği görüntülerin aslî hüviyeti ve hiç bir zararı yoktur.

Üzerinde durmadığınız, merakla üzerine varmadığınız, sahip çıkıp kabullenmediğiniz, küçük görerek şişmesine
meydan vermediğiniz ve bir dert haline getirmediğiniz zaman, vesvesenin hiç bir zararı olmaz. Ona hep
tepeden bakacak ve “Allah'ın (cc) izniyle bunun altından vurup, üstünden çıkarım” diyeceksiniz.

7. Vesvese, zararlı tevehhüm edildiği zaman zarar verir:

Şimdiye kadar anlattıklarımızın hilafına hareket edildiği takdirde vesvesenin zararı olabilir. Evet vesvese, 
zararsız olduğu bilinmeyip, zararlı tevehhüm edildiği zaman zararlıdır. Üzerinde durulup kurcalandığı ve merakla
karıştırıldığı zaman zararlıdır o; büyük gördükçe, mühimsedikçe büyür ve bir balon gibi şişerek bizi yutacak hale gelir.
Bir arı kovanı içinde yüzlerce arı bulunur ama, siz önemsemeden kovanın önünden geçer gidersiniz. 
Vesvese karşısında da yapmamız gereken şey, bundan farklı olmamalıdır.

Şeytan, zayıf ve geçici bir görüntü karesini hayalimize atar; biz de cazip bulur ve onu işlettirirsek, o bir karelik manzara,
hayâl sinemamızda saatleri içine alan bir film şeridi haline gelir de, farkına bile varamayız. Hususiyle yalnız kalınca,
bilhassa gençlerde ve hele bu sûretler, nefsâniliğe bakan, bedeni tesir altına alan suretler olursa... 
Evet, insan onu alır ve hayâlinde maceralı bir film haline getirir. Halbuki şeytana ait olan, o
ilk sahnedir. Öyleyse, o ilk oltaya sahip çıkmamak, takılmamak ve onu işlettirmemek gerekir ki, şeytan da bizi
işletmesin ve işlete işlete hayâllerimizi gerçeğe dönüştürmesin; dönüştürmesin ki, biz de neticede o bir karelik
görüntünün kurbanı olmayalım.

8. Hassas ve asabî ruhlar, şeytanın vesvesesine önem verip vehme kapılmamalıdırlar:

Vesvese, hassas ve asabî ruhlarda daha da zararlı bir hastalık ve meleke haline gelir. Böyle birisi, vesvese geldiğinde,
zararlı olacağı endişesiyle telaşa ve vehme kapılır; sonra da bunu kalben, fikren ve im'an-ı nazarla büyütüp,
kendine mal eder. Derken onu huy haline getirir ve onunla bütünleşir. Bu ise, şeytan karşısında ye'se düşüp,
tam zarara uğramanın ifâdesidir. Bu hale ma’ruz kalmış biri, ümitsiz bir şekilde “Artık ben mahvoldum” deyip,
mağlûbiyeti kabûl eder ve böylece önce merkezi şeytanın salvolarına açık hale getirir, sonra da onu terk eder. 
Bir kumandan düşünün; ilerde sağ tarafta bir kaç madenî parlama görerek, düşman o taraftan saldırıya geçecek 
vehmine kapılır ve ordusunun sağ kanadını boşaltıp o tarafa sürer; sol tarafındaki dağlarda da ağaç yapraklarının
kıpırdanmalarından, düşmanın saklandığı ve hücum edeceği düşüncesine kapılarak, ordusunun sol kanadını da oraya
sevk eder. Neticede merkez, hasmın taarruz ve imha etmesine açık ve hazır hale gelmiş olur. Esasen bu,
taktik bilememenin ve düşmanı tanımamanın ifâdesidir. Görüyorsunuz ki, şeytanın yaptığının vesvese adına bir kibrit 
çöpü kadar önemi yokken, insan onu azmanlaştırıyor, azgınlaştırıyor ve kendi başına salıyor. Evet, dikkat edelim, 
onu hayalimizde ve düşüncemizde büyütmeyelim...

9. Vesvesenin manyetik alanından ibâdet ile uzaklaşmalı ve psikolojik te’sirinden çıkılmalıdır..!

Vesveseye karşı sizi vesvesenin manyetik alanından kurtaracak davranışlarda bulunun. Hadiste de ifâde edildiği gibi,
böyle bir şey arız olduğunda, söz gelimi gadaplandığınızda, ayakta iseniz oturun, oturuyorsanız uzanın veya kalkıp 
abdest alarak iki rekat namaz kılın ve iç dünyânızda değişiklik yapın; ayrıca o sisi dağıtacak daha başka meşrû bir kısım
davranışlarda bulunun!.. İrâdenizi devreye sokarak, psikolojinize te’sir edebilecek, elinizde olmadan içine düştüğünüz
hava boşluğundan sizi çıkaracak veya tutulduğunuz elektrik akımından sizi çekip alacak küçük de olsa bir vesile arayın.! Efendimiz (sav), bir sefer dönüşü -bir defaya mahsus olmak üzere-yorgunluktan uyanamayıp sabah namazı kazaya
kalınca, “Burayı derhal terkedin; şeytan burada hâkimiyet ve saltanat kurmuş” buyurmuşlardı. 
Evet, her zaman şeytanın manyetik alanına karşı dikkatli olunmalı ve bilmeyerek içine girilmişse, çarçabuk oradan
uzaklaşılmalıdır. Gaflet ve dikkatsizlik, şeytan ve şeytanî şeylere birer hüsn-ü istikbalse, evrad u ezkâr, Allah’ı ilan ve O’nunla irtibatlanma, bütün şer kuvvetlere karşı bir müdafaa, hattâ bir taarruzdur.
Meselâ, Efendimiz (sav) bir yerde, şeytanın ezan sesinden nasıl kaçtığını anlatır. Demek ki, onun ezana
ve ezanın ihtiva ettiği manâlara tahammülü yok. Öyle ise, şeytan vesveselerle taarruza geçtikce, biz de
Allah ve Rasûlü’yle irtibatımızı kuvvetlendirmeli ve hep lâhûtî hâtıralara dalmalıyız. Efendimiz (sav)'in
Mi’rac yolculuğunu hatırlamanın vesveseyi, hususiyle namazda akla gelenleri, hattâ esnemeyi bıçak gibi kestiği ve
keseceği söylenebilir. Keza bir yerde sol tarafınıza atacağınız üç tükürük, bir de bakarsınız onun geldiği sisli perdeyi 
yırtıverir. Şeytanın harama teşvik adına gelen vesveselerine karşı bazan yumruğu sıkıp meydan okuma, bazan da hafife 
alma manâsına tebessüm edip geçme, onun manyetik alanına karşı gerilimde bulunma ifadesidir.

Bir genç arkadaşımıza şöyle dediğimi hatırlıyorum: 
“Şeytan, karşına çıkıp da bir harama bakmanı istediğinde şöyle düşün: Bakmakla elime ne geçecek?
Bakacaksın, o boş... Daha ileri götürsen, yine boş... Kaldı ki, imanının sana vereceği pişmanlık ve ızdırap da var.
Sonu böylesine boş, ızdıraplı ve karanlık olacak bir bakışın ne manâsı olabilir ki!” Esasen,
insan kendini böyle ikna ederken, o haram manzara da çoktan kaybolup gitmiş olur.

Akla gelen her vesvese, her süslü manzara, gelecekte elde edilecek daha mükemmellerini düşünmekle izale olabilir.
Kur'ân'ın pek çok yerinde, dünyâ hayatının bir oyun ve eğlenceden ibâret bulunduğu ve gerçek hayatın Ahiret hayatı, yaşanacak gerçek yurdun da ahiret yurdu olduğu ifade edilir (A.İmran, 3/185; Ankebut, 29/64). 
Vesvese, sana ıspanak ve tere otunu mu teklif ediyor; ama Allah (cc) diyor ki, orada peş peşe koparılmaya hazır
meyveler var. (Hâkka, 69/23) Hem, dünyadaki gibi hazımsızlık, karın ağrısı ve defekasyon lüzumu da duymayacaksın. Buradaki haramlara nazar noktasından gelen vesveseye de aynı şekilde mukabele edilebilir. Ama biz, dünyânın bütün
güzelliklerine karşı “İsteyene ver Sen anı, bana Seni gerek Seni” diyeceğiz. Yaz aylarının kavurucu sıcağını bahane
ederek, şeytan sizi hizmetten ve irşad gayesiyle etrafa gidip gelmekten alıkoymak ve
başkalarına yaptığı gibi sizi de deniz kıyılarına veya gölgesi serin mesire yerlerine çekmek mi istiyor? Ona Cehennem
ateşinin çok daha sıcak olduğunu hatırlatıverin. Öyle zannediyorum ki, kalbinize atmak istediği bu vesvese,
kendi gırtlağına tıkanıp kalacaktır.

Hem “Allah Rasülü (sav) ve O'nun sâdık yaranı ve arkadan gelen salihler bizi bekleyip dururken, benim şurada burada
avare ve bana yakışmayan bir vaziyette dolaşmam hiç doğru olur mu?” diyerek, bu mevzûda şeytanın telkin etmek
istediği gaflet ve rehavet vesvesesini izale etmek mümkün olur kanaatindeyim.

10. Abdest ve namazda “eksik mi yaptım?” şeklindeki vesveselere de önem verilmemelidir.

“Abdest ve namazda yanlış ve kusurum oldu mu acaba?” şeklinde gelen vesveselere de aldırış etmemek gerekir.
Böyle bir vesvese ilk defa vuku buluyorsa, o abdest veya namaz tekrar edilebilir. Ama mükerreren oluyorsa,
sözgelimi bir abdest uzvunu yıkayıp yıkamadığından devamlı şüpheye düşen birisi, o zaman hiç vesveseye meydan
vermeden, o uzvunu yıkadığını kabûl ederek namaza durmalıdır. Ve yine namazı kaç rekat kıldığı
mevzuunda vesveseye mübtelâ olmuşsa, namazının tamam olduğu kanaatıyla hareket etmelidir.

Vesvesenin ilka ettiği şeyin üzerine üzerine gidilmelidir. Vesvesenin üzerinde durmak değil, aksine,
tam tersi istikamette yürümek lâzımdır. Hiç kâle almadan, önem vermeden, yapılan yanlış bile olsa,
“Mezheplerimizden birine uyar” deyip geçmek maslahata binaen daha muvafık olur kanaatindeyim.
Gâye, şeytanın canına okuyup vesveseyi def’etmektir. 
M. Fethullah Gülen

Sual: Abdestte, namazda, temizlikte ve niyette vesvese eden, bunlardan nasıl kurtulur?
CEVAP
Vesvese, şeytanın verdiği zararlı olan şüphedir. Vesvese etmek günahtır. Günah işlememek için vesveseye hiç itibar etmemelidir. İki hadis-i şerif meali:
(Vesvese şeytandandır. Abdest alırken, guslederken ve necaset temizlerken, şeytanın vesvesesinden sakının.) [Tirmizi]

(Bir zaman gelecek, insanlar temizlikte fazla titiz hareket edecek,
[vesvese ederek] dinde haddi aşacaklardır.) [Ebu Davud]

Vesvese, suyu israf etmeye, namazı geciktirmeye, cemaati, hatta namaz vaktini kaçırmaya, vakti, ömrü zayi etmeye sebep olur. Başkalarının elbisesinin, yemeğinin necis olmasından şüphe eder ki, Müslümanlara suizan haramdır. Üstelik kendini ihtiyatlı sanıp, kibirli olur. O işin uzmanı bir kimse bile ona nasihat etse, asla kabul etmez. Kendi yaptığının daha doğru olduğunu kabul eder. Başkalarını küçümser.

Vesvese, ibadetleri mekruh olmakla bırakmaz, ruhi bunalımlara yol açar.

Guslün, abdestin, taharetin ve namazın şartlarını, sünnetlerini, mekruhlarını bilmeyen, vesvese hastalığına yakalanır. Önce vesvese edilen yerlerin doğrusunu öğrenmeli. Bunları bilip, yerine getirince, şüphe kalmaz. Doğru yaptım diye inanmak ihtiyat, şüpheye düşmek vesvese olur. Vesvese sahibi, azimetle değil, ruhsat ile amel etmelidir!

Haramlardan, şüpheli şeylerden, hatta mubahların fazlasından kaçmak azimettir. Günah olmayan, caiz olan işleri yapmak ruhsattır.

İmam-ı Rabbani hazretleri, (Gerektiğinde en kolay fetvaya uymalı. Allahü teâlâ, güç gelen şeyleri değil, kolay olanların yapılmasını istiyor. Çünkü insan zayıf, dayanıksız yaratılmıştır) buyuruyor.

İmam-ı Şarani hazretleri de, (İhtiyaç halinde ruhsatla amel etmeli) buyuruyor. Üç hadis-i şerif meali:
(Allahü teâlânın verdiği kolaylıklardan, ruhsatlardan faydalanın!) [Buhari]

(Ruhsatlardan faydalanmayan, Arafat dağı kadar günah işlemiş olur.) [Taberani]

(Allahü teâlâ, azimeti sevdiği gibi, ruhsatla amel edilmesini de sever.) [Beyheki]

Dinimiz, kolaylık dinidir. Mesela, abdest aldığını bilip sonra bozulduğunda şüphe etse de, abdesti var demektir. Abdest aldıktan sonra, kuru yer kalmıştır zannıyla yeniden abdest alınmaz, alınırsa mekruh olur. Abdest aldıktan sonra, iç çamaşırında yaşlık görüp, idrar mı, su mu diye şüphe eden, abdestten önce çamaşırına su serpmeli! Sonra orada bir yaşlık görürse, (Bu benim serptiğim su) demeli. Hatta o yaşlık idrar bile olsa, onun idrar olduğu kesin olarak bilinmediği için yıkamak gerekmez.

Vesveseden kurtuluş çaresi,
hangi meselede vesvese ediliyorsa dinimizin o konudaki hükmünü öğrenmek ve iyi bilmektir. İyi bilen kesinlikle vesvese etmez. Mesela mesh etmek, ıslak el ile yavaşça saçların üstüne sürmektir. Ama vesveseli bunu bilmediği için, başını ezecek gibi mesh eder veya avucuna su doldurup, saçlarını iyice ıslatır. Abdest alırken şuraya el değmedi galiba, şurası yıkanmadı diyerek tekrar tekrar yıkar. Halbuki, bir yer yıkanmasa bile, yıkanmadığı bilinmeyince yani kasten yıkamayı terk etmediği için abdesti sahih olur. Bu kadarını bilmek bile vesveseyi önler.

Vesveseden kurtulmak için
kendi kendine, (Buranın kuru kaldığına yemin eder misin?) diye sormalı. Yemin edemiyorsa orası yıkanmıştır, tekrar yıkamak gerekmez. Her vesvese için de aynı soruyu sorabilir. (Ya, yemin edecek kadar emin olsam zaten vesvese etmem) demek de vesvesedir, yemin edemiyorsa bunun vesvese olduğunu anlamalıdır.

Abdestten sonra, (Acaba başımı mesh ettim mi) veya (Abdestim var mı) diye şüphe etmek, namaz kıldıktan sonra "Elbisem temiz mi idi" veya "İftitah tekbirini almış mıydım?" gibi şüpheler vaki olsa da, yeniden abdest alınmaz, elbise yıkanmaz, namaz da iade edilmez.

İbadetlerimizi eksik yapmakla, hâşâ Allahü teâlânın bir kaybı, fazla yapmakla da bir kazancı olmaz. Bunun için, dinin emrine uyularak noksan veya fazla yapılmış olsa mahzuru olmaz. Mesela sabahın farzını kılarken (iki mi, bir mi kıldım?) diye şüphe eden, bir rekat kıldığını zannederek bir rekat daha kılsa ve kıldığı üç rekat olsa, namazı sahih olur. Fakat kasten üç kılsa namazı sahih olmaz. Bir kimse de dört kıldım zannıyla üç rekat kılsa, kıldığı namaz sahih olur. Bir kimse de, araştırıp kıbleden başka istikamete namaz kılsa, namazı sahihtir, ama araştırmadan kıbleye isabet etse bile sahih olmaz. Demek ki, dinin emrine uyulunca kıbleden başka yöne de kılınsa, 4 rekat yerine 5 rekat da kılınsa sahih olur. O halde, kuru yer kalsa da önemi yok. Kuru yer kalmadığını sanmak yeter. Zaten hiç kimse kasten kuru yer bırakmaz.

Vesvese, dua ve zikir ile de azalıp yok olur. Bunun için, vesvese gelince, hemen Allahü teâlâyı anmalı, istigfar, salevat ve dua okuyarak şeytanı uzaklaştırmaya çalışmalı! Şeytanın vesvesesinden kurtulmak için, her gün şu duayı da okumak iyidir:
(Ya Allah-ür-rakib-ül-hafiz-ür-rahim. Ya Allah-ül-hayy-ül-halim-ülazim-ür-rauf-ül-kerim. Ya Allah-ül-hayy-ül-kayyüm-ül-kaimü alâ külli nefsin bima kesebet, hul beyni ve beyne adüvvi!)


Unutmak özürdür
Sual:
Vesveseli biriyim. Dikkat etmeme rağmen, abdestte gusülde kuru yerim kalmışsa, yahut secdei sehv yapılacakken unutmuşsam, buna benzer başka şeyleri unutmuşsam, oruçlu iken unutup yiyip içmişsem, unutarak namaz vaktini çıkarmışsam, sonra da hatırlamadığım için kaza etmemişsem, ahirette benim halim nice olur?
CEVAP
Dinimizde unutmak özürdür. Unutarak yiyip içmek orucu bozmaz, kaza da gerekmez. Unutarak namazın kazaya kalması da günah olmaz.

Abdestte, gusülde kuru yer kalmışsa, bilmediğiniz için hiç mahzuru olmaz. Acaba kuru yer kaldı mı diye defalarca yıkamak gerekmez. Bunlar vesvesedir, vesvese ise günahtır.


Kötü düşünceler nereden geliyor
Sual:
Kalbimize çeşitli düşünceler geliyor. Bunlar nereden geliyor? Hangisinin iyi, hangisinin kötü olduğunu nasıl bileceğiz?
CEVAP
İnsanın kalbine, melekten, şeytandan ve kendi nefsinden de çeşitli düşünceler gelir. Melekten gelene ilham, şeytandan gelene vesvese, nefsten gelene ise hevâ denir. Bunların birbirinden farkı nasıl bilinir? Hadis-i şerifte, (Melekten gelen ilham, İslamiyet’e uygun olur. Şeytandan gelen vesvese, İslamiyet’ten ayrılmaya sebep olur) buyuruldu. O halde vesveseyi ilhamdan ayırmak için dinin emrini iyi bilmek gerekir.

Gayrimüslimlerden peynir, sucuk gibi gıda alırken, (Bunların içine necis madde koymuşlardır) düşüncesi gelirse, hemen dinin bu husustaki hükmü hatırlanır. Dinimiz almanın caiz olduğunu bildiriyorsa alınır. Bu düşüncenin şeytandan olduğu anlaşılır.

Vesveseye uyulmazsa, şeytan bundan vazgeçip başka vesvese verir. Nefsimizden gelen düşünce ise, devamlıdır. İnsan ölünceye kadar devam eder.

Şeytan, hayırlı, iyi bir işe mani olmak için daha az iyi olanı yaptırmak maksadıyla vesvese verir. Büyük günaha sürüklemek için küçük iyilikleri yaptırmaya çalışır. Dinini bilen kimseyi, şeytan, asla aldatamaz. Her insan Allah’ın kulu olduğu halde, dinini bilen, Allahü teâlânın emir ve yasaklarına riayet eden kimseler için Kur'an-ı kerimde, şeytana hitap edilirken, (Benim kullarıma senin sultan [hakimiyetin] yoktur) buyuruluyor. (İsra 65)

Şeytanın vesvesesine aldanmamak için Allahü teâlânın, (Benim kulum) dediği kimselerden olmalı, yani düzgün bir itikada ve ilme sahip olmalı ve ilmi ile amel etmelidir! "Mesela şeytan vesvese verince, onu hemen uzaklaştırmalıdır! Hadis-i şerifte, (Şeytan vesvese verir. Allah’ın ismi zikredilince, söylenince kaçar. Söylenmezse, vesveselerine devam eder) buyuruldu. (Ebu Ya’la)

Sünnete uygun abdest almasını bilmeyen kimse, iyi abdest alayım diye fazla su kullanır. Bu ise vesvesedir. Vesvese eden kimse, dine iyi uymak niyetiyle yeni bir şeyler çıkarır, bu ise bid'attir. Bid'at ise haramdır. Başkalarının yiyecek ve içeceklerinin, giyeceklerinin temiz olup olmadığında şüphe eder. Bu da suizanna sebep olur. Müslümana suizan ise haramdır. (Ben her gıdayı yemem, ihtiyatlı davranırım) diyerek kibre düşer. Halbuki zerre kadar kibri olanın Cennete girmesi zordur.

Fatır suresi 6. âyet-i kerimesinde mealen, (Elbette şeytan size düşmandır. Onu düşman edinin!) buyuruluyor. Vesvese eden, şeytanı kendine dost ve kardeş edinmiş olur. Sünnetleri, mekruhları ve diğer emir ve yasakları bilmeyen, vesvese hastalığına yakalanır. Bunları bilip yerine getiren şüpheye düşmemelidir! Vesvese eden, ruhsatlarla amel etmelidir! Üzerinde necaset görünmeyen her şey temiz kabul edilir. Şüphe etmekle necis olmaz. Gıdalarda necis maddeler var zannı ile gıda almamak vesvesedir, aşırılıktır. Hadis-i şerifte, (Aşırı gidenler helak oldu) buyuruldu. (Müslim)

İfrat ve tefritten yani aşırılıklardan uzak olmak ve orta yolu tutmak gerekir. Deylemi’deki hadis-i şerifte, (İşlerin hayırlısı vasat olanıdır) buyuruldu. (Hadika)


İman ve vesvese
Sual:
Ahiret var mı, Allah’ı kim yarattı gibi vesveseler içimi kemiriyor. Küfre mi giriyorum? Bundan kurtulmanın yolu var mıdır?
CEVAP
İmam-ı Gazali hazretleri buyurdu ki:
Her insana musallat olan en az bir şeytan vardır. Şeytanın vereceği vesveselerden korunmaya çalışmalı! Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Kanın damarlarda dolaştığı gibi, şeytan da, insanın vücudunda dolaşır. Açlıkla [az yemekle, oruç tutmakla] onun yollarını daraltın!) [Buhari]

Şeytanın kalbe giriş yerlerinden biri de, Allahü teâlânın zatı hakkında düşündürmek, şüpheye düşürmektir. İnsanların en ahmağı zekasına en çok güvenendir. İnsanların en akıllısı da, suçu kendinde arayan ve bilmediklerini âlimlere soran kimsedir. İki hadis-i şerif meali:
(Şeytan, "seni kim yarattı" diye vesvese verir. O kişi "Allah yarattı" derse, "Onu kim yarattı" diye vesvese verir. Böyle vesvese gelince, "Ben Allah ve Resulüne iman ettim" desin!) [Buhari]

(Allah’ın yarattığı şeyleri tefekkür edin, ama zatını tefekkür etmeyin.)
[Ebu-ş-şeyh]

Vesvese, dua ve zikir ile azalıp yok olur. Bunun için, bilhassa günaha meyledildiği zaman, hemen Allahü teâlâyı anmalı, istigfar, salevat ve dua okuyarak şeytanı uzaklaştırmaya çalışmalı!

Bilhassa 40 yaşını geçince, tevbeyi hiç ihmal etmemeli. Hadis-i şerifte, (Şeytan, 40 yaşını geçtiği halde, tevbe etmeyen için, "Bu artık kolay iflah olmaz" der) buyuruldu. (İ. Gazali)

Tevbe edip şeytanı çaresiz hâle getirmeye çalışmalı. Bir hadis-i şerif meali:
(İnsan, yolculukta devesini zayıflatabildiği gibi, mümin de şeytanını zayıflatabilir.) [İ.Ahmed]

Kötü şeyler düşünerek, kötü yerlere giderek, şeytana yardımcı olmamalı! Çünkü hadis-i şerifte, (Uçurum etrafında dolaşan oraya düşebilir) buyuruldu. (Buhari)

Haram işlemeye niyet edip, Allah’tan korktuğu için vazgeçen günaha girmez. Bir hadis-i şerif meali:
(Kalbe gelen kötü şey söylenmedikçe ve buna uygun hareket edilmedikçe affolur.) [Beyheki]

Kibir, haset gibi şeyler böyle değildir. Çünkü bunlar zaten kalb ile olur.

İbadetleri yapıp imanıma bir zarar gelir diye korkanın ve günahlarım çoktur, ibadetlerim beni kurtarmaz diye düşünenin imanı kuvvetli demektir. (Bezzaziyye)

İbadetleri yapıp, ilmihal bilgilerini öğrenmeye çalışan kimseye, Allah’ı, ahireti inkâr gibi düşünceler gelmesi, onun imansız olduğunu değil, imanlı olduğunu gösterir. Meyveli ağaç taşlandığı, hırsız mücevher olan eve girmeye çalıştığı gibi, şeytan da imanlı olanlara saldırır. Hadis-i şerifte, böyle vesveselerin imandan olduğu bildirildi, (Vesvese imanın tâ kendisidir) buyuruldu. (Ramuz)

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Kötü vesveselerin gelmesine sebep imanın kâmil olmasıdır. Çünkü hadis-i şerifte (Böyle vesveseler, imanın olgun olmasındandır) buyuruldu. (1/182)

Böyle vesveseler birçok kimsede olabilir. İmanım gitti diye şüpheye düşmemeli, böyle düşüncelere önem vermemeli, her zaman Allahü teâlâyı anmaya çalışmalıdır!


Sual:
Bazen imanla ilgili çok vesvese oluyor. Allah var mı, Cennet Cehennem gerçek mi gibi. Ne yapmalıyım?
CEVAP
Öyle vesvese gelince (Ben Allah ve Resulüne iman ettim) diyerek şu duayı okumalı:
(Allahümmme ya mukallibel kulub sebbit kalbi ala dinik = Ey kalbleri çeviren Rabbim, kalbimi dinin üzerine sabit kıl)

O şüpheler imandan ileri geliyor demektir. Meyveli ağaç taşlanır. Şeytan imanlı olanla uğraşır, imansızla uğraşmasına sebep yok. Kalbdeki bu düşünceler dile gelmedikçe, dil ile de söylemedikçe mahzuru olmaz. Bu tür vesveseleri dikkate almamalıdır.


Şeytan düşmandır
Sual:
Bize gelen kötü düşünceler şeytandan mıdır?
CEVAP
Evet dine aykırı vesveseler şeytandandır. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Hakikaten şeytan size düşmandır. Siz de onu düşman edinin. Çünkü o, kendine uyanları, [günahlara sokup] Cehennem ehlinden olmaya çağırıyor.) [Fatır 6]

(Ey iman edenler, şeytanın yoluna
[ve vesveselerine] uymayın.) [Bekara 208]

(Şeytanın izine, yoluna tâbi olmayın. Muhakkak ki, o size apaçık bir düşmandır. Şeytan size ancak kötülüğü, fahşayı
[hayâsızlığı, dünyaya düşkün olmayı, nefsin arzularının peşinde koşmayı] emreder.) [Bekara 168-169]

(Şeytan sizi
[Allah yolunda infak ederken] fakir olursunuz diye korkutur ve [sadaka vermemenizi] emreder.) [Bekara 268]

(Şeytan onları
[taşkınlığa meylettirip] hidayete uzak bir sapıklığa düşürmek ister.) [Nisa 60]

(Şeytana itaat etmeyin, o size açık düşmandır diye size nasihat vermedim mi?)
[Yasin 60]

(Şeytan, şarap ve kumar ile aranıza düşmanlık ve kin bırakmak ister. Sizi, Allah’ı zikirden ve namazdan alıkoymak ister. Siz bunlardan
[ayıplarını, zararlarını bildikten sonra] hâlâ sakınmaz mısınız?) [Maide 91]

(
[Nefsine uyarak] Allahü teâlânın dininden yüz çevirenlere, [dünyada] bir şeytan musallat ederiz.) [Zuhruf 36]

Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:
(Melekten gelen ilham, İslamiyet’e uygun olur. Şeytandan gelen vesvese, İslamiyet’ten ayrılmaya sebep olur.) [Tirmizi]

(Allahü teâlânın rahmeti cemaat üzerinedir. Şeytan, Müslümanların cemaatine katılmayıp muhalefet eden kimse ile beraberdir.)
[D.Kulub]

(Sürüden uzak kalan koyunu kapan kurt gibi, şeytan da insanın kurdudur. Bölünüp parçalanmaktan sakının, cemaat halinde birleşin, mescitlere koşun!)
[Tirmizi]


Vesvese edince

Sual: Çok vesveseliyim, abdestte, gusülde namazda niyet ettiğimi unutuyorum, bunları niyetsiz yapsam sahih olur mu? Kuru yer kaldı zannederek defalarca orayı yıkıyorum. Az bir kuru yer kalsa abdestim ve guslüm sahih olur mu? Abdestim bozuldu mu acaba diye çok vesvese ediyorum, abdestsiz namaz sahih olur mu? Elbiseme necaset bulaştı sanıyorum. Necis elbise ile namaz kılınırsa sahih olur mu? İmamın durumunu bilmiyorum, imam ateist falan ise kıldığım namaz sahih olur mu? Yiyip içtiğimiz gıdalarda, alkol veya domuz yağı vardır, hayvanlar besmelesiz kesilmiştir diye vesvese ediyorum. Bunun gibi durumlarda ne yapmam gerekiyor?
CEVAP
1-
Niyet etmediğini bilmeyen yani yüzde yüz ben niyet etmedim diyemeyen kimse, niyet etmiş demektir, namaz sahihtir. Gusülde ve abdestte ise zaten niyet şart değildir.

2-
Abdestte veya gusülde kuru yer kaldığı bilinmiyorsa, kuru yer kalsa bile bilmediği için, abdest ve gusül sahihtir.

3-
Abdest aldığını biliyor ama, abdestinin bozulduğunu bilmiyorsa, abdesti bozulmuş bile olsa, abdesti var kabul edilir ve namazı sahih olur.

4-
Elbisede necaset olduğu bilinmiyorsa, o elbise necis olsa da, namaz sahih olur.

5-
İmamın ateist olduğu bilinmiyorsa, namaz sahih olur. Dinimiz, imamın kalbine bakın demiyor. Zahire bakılır. Görünüşte küfrünü gerektiren bir şey yoksa, namaz sahih olur.

6-
Yiyip içtiğimiz gıdalarda alkol ve domuz yağı olduğunu bilmiyorsak, temiz kabul edilir. Gıdaların içinde necaset olsa bile, bilmediğimiz için günah olmaz. Yediğimiz her gıdayı analiz ettirmemiz gerekmez.

7-
Dinimizin bütün hükümleri böyledir. Mesela bir kimse, evlendiği eşinin süt kardeşi olduğunu bilmiyorsa, o süt kardeşi olsa bile, hiç kimse bilmediği için, onunla evlenmesi günah olmaz.

Vesvese dinin hükmünü bilmemekten kaynaklanır. Yukarıdaki hükümleri bilen kimse, hiçbir konuda vesvese etmez.


İlham ve vesvese
Sual:
Kalbimize gelen düşüncelerin, melekten mi, yoksa, şeytandan mı olduğu, nasıl anlaşılır?
CEVAP
Muhammed Hadimi hazretleri buyuruyor ki:
Kalbe gelen düşüncenin, kimden geldiğini anlamak için, İslamiyet’e uygun olup olmadığına bakılır. Kalbe gelen düşünce, nefse acı gelirse, hayır olduğu; tatlı gelir, hemen yapmak isterse, şer olduğu anlaşılır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Melekten gelen ilham, İslamiyet’e uygun olur. Şeytandan gelen vesvese, İslamiyet’ten ayrılmaya sebep olur.) [Tirmizi]

Allahü teâlâ, herkesin kalbine bir melek vazifelendirmiştir. İnsanın kalbine bu melekten gelen iyi düşüncelere ilham; şeytandan gelen kötü düşüncelere, vesvese; nefsten gelen kötü düşüncelere ise, heva denir. İlham ve vesvese devamlı olmaz. Nefsin hevası ise, devamlıdır ve gittikçe artar. Vesvese, dua ederek, zikrederek azalır ve yok olur. Bir hadis-i şerif meali:
(Şeytan, kalbe vesvese verir. Allah’ın ismi zikredilince, söylenince kaçar. Söylenmezse vesveselerine devam eder.) [Ebu Ya’la]

Vesveseden kurtulmak için çalışmalıdır. Nefse uyan kimse, vesveselere esir olur. Nefsine uymayanın ise, ilhama uyması kolay olur. (Berika)

Dinimizin emirlerine uymak
Sual:
Dinin emrine uyularak yapılan bir iş, yanlış da olsa, affoluyor mu? Mesela kıbleyi bilmesek, dinin emrine uyup araştırsak, sonra yanlış bir yöne dursak namaz sahih olur mu?
CEVAP
Evet, sahih olur. Dinin emrine uyularak yapılan iş, yanlış kabul edilmez, dinin emrine uyulduğu için doğru olur. Mesela kıbleyi bilmeyen, araştırmadan kılarsa, kıbleye rastlamış olsa bile, namazı kabul olmaz. Araştırıp kıbleden başka istikamete doğru kılsa da, namazı sahih olur. Çünkü dinin emrine uyarak gerekli araştırmasını yapmıştır. Demek ki, önemli olan, isabet ettirmek değil, dinin emrine uygun şekilde hareket etmektir.

Birkaç örnek daha verelim:
1- Yiyecek ve içeceklerde şüphe edip yememek, vesvese olur. Haram veya necis olduğu kesin bilinmedikçe, temiz kabul edilir. Burada emredilen, mutlak helal veya temiz olanı yemek değil, haram veya necis olduğunu bilinmeyeni yemektir. Bu kural bilinirse, dinin emrine uyulmuş ve rahat edilmiş olunur. Yiyip içtiğimiz gıdalar necis olsa da, dinin emrine uyularak yapıldığı için temiz kabul edilir.

2- Elbiseye necaset bulaşsa, bu yer unutulsa veya bulunamazsa, zannedilen yer yıkansa temiz olur. Namazdan sonra meydana çıksa, namazı iade etmek gerekmez. (S. Ebediyye)

Burada da emredilen, mutlaka necis olan yeri temizlemek değil, emre uyarak tahmin ettiği yeri yıkamaktır.

3- Ramazan ayının bitip Şevval'in başlaması, yeni hilalin doğmasıyla değil, görülmesiyle anlaşılır. Mesela, Ramazan, 29 çekse ve 29. günü hilal, gerçekte doğduğu halde, hava bulutlu olduğu için görülemese, Ramazanın 30. günü gerçekte bayram olsa da, o gün oruç tutulur. Hâlbuki bayram günü oruç tutmak haramdır. Ama dinin emrine uyulunca, o gün oruç tutmak haram olmuyor, aksine farz oluyor.

www.dinimizislam.com

 
 
 

Affedici olmak - affın hükümleri


Sual: Çok affediyorum, bu yüzden ahmak muamelesi gördüğüm de oluyor. Affedici olmak iyi bir şey midir?
CEVAP
Af, hak ettiği bir şeyi almayıp sahibine bağışlamak demektir. Allahü teâlâ affedicidir, affedenleri sever. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Affet, marufu emret ve cahillerden yüz çevir!) [Araf 199]

Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:
(Affedin ki, Allahü teâlâ da sizi affetsin ve şerefinizi yükseltsin!) [İsfehani]

(Allah rızası için affedeni, Allahü teâlâ yükseltir.) [Müslim]

(Kendinden uzaklaşanlara yaklaşmak, zulmedenleri affetmek, kendini mahrum edenlere
[Kendine bir şey vermeyenlere] ihsan etmek, güzel huylu olmaktır.) [İ.Süyuti]

(Sana zulmedeni affet, sana gelmeyene git, sana kötülük edene sen iyilik et, aleyhine de olsa mutlaka doğru konuş.)
[Ruzeyn]

(Musa aleyhisselam, "Ya Rabbi, senin indinde en aziz kimdir?" diye sordu. Allahü teâlâ da, "İntikam almaya gücü yeterken affedendir" buyurdu.)
[Harâiti]

(Allahü teâlâ merhameti olmayana merhamet etmez, affetmeyeni affetmez.)
[İ.Ahmed]

(Affedin ki affa kavuşasınız!)
[İ.Ahmed]

Af taraftarı olmak daha iyidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Ceza vermekteki hata, affetmekteki hatadan daha kötüdür.) [Hakim]

Sual: Haksızı affetmenin mahzuru olur mu?
CEVAP
Haksızı da affedenler, dünya ve ahirette saadete kavuşurlar.
Kendisini içkiden kurtaramayan bir müslüman, hizmetçisine dört dirhem verir. İçki almasını söyler. Hizmetçi giderken Mansur bin Ammar isimli bir zatın, bir fakire yardım topladığını görür. Mansur, (Bu fakire 4 dirhem verene 4 dua ederim) der. Hizmetçi, fakire 4 dirhemi verir. Mansur der ki:
- Hangi duayı etmemi istersin?
- Hizmetçilikten kurtulmak istiyorum.
- İkinci isteğini söyle!
- Fakire verdiğim dört dirhem benim değildi. Benden bunu isterler. Dört dirhem isterim.
- Üçüncü isteğin nedir?
- Efendimin tevbe edip içkiyi bırakmasını istiyorum.
- Dördüncü arzun nedir?
- Allahü teâlânın beni, efendimi, seni, kavmimizi affetmesini istiyorum.

Mansur bin Ammar, hepsi için gerekli duayı yapar. Hizmetçi evine gidince, efendisi, geç kalmasının sebebini sorar. Hizmetçi durumu anlatır. Efendisi sorar:
- Sen neler istedin?
- Hizmetçilikten, kölelikten kurtulmayı istedim.
- Peki seni azat ettim. Başka ne istedin?
- Dört dirhem istedim.
- Al şu dört dirhemi. Başka ne istedin?
- Tevbe edip içkiyi bırakmanı istedim.
- Tevbe ettim. Başka ne istedin?
- Allahü teâlânın hepimizi affetmesini istedim.

Efendisi duraklar, (İşte bu benim elimde değildir) der. O gece rüyasında, (Sen elinde olanı yaptın da, biz elimizde olanı yapmaz mıyız? Seni de, hizmetçini de, Mansuru da ve orada bulunan hepinizi affettik) denir.

Her müslüman da elinde olanı esirgememeli, daima affedici olmalıdır!

Sual: Tam kesin değilse de, suçlu birisini cezalandırmak mı, yoksa affetmek mi daha uygun olur?
CEVAP
Suç kesin olmadıkça cezalandırmak caiz olmaz. Af taraftarı olmak daha iyidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Ceza vermekteki hata, affetmekteki hatadan daha kötüdür.) [Hâkim]
 
 
 

Resulullahın bütün dedeleri mümindi

Sual: Resulullah efendimiz, Hazret-i İbrahim'in soyundan geldiğine göre, Hazret-i İbrahim'in babası Azer de kâfir olduğuna göre, nasıl olur da, Resulullahın mübarek nuru bir kâfire geçebilir? Peygamberimizin bütün dedeleri mümin değil mi idi?
CEVAP
Resulullah efendimizin anası, babası ve bütün dedelerinin temiz bir mümin olduğu, âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerle sabittir. Bunun aksini söylemek, bu husustaki nassları inkâr olur.

Tevbe suresinin 28. âyet-i kerimesinde müşriklerin necis, yani bedenlerinin değil itikadlarının pis olduğu bildiriliyor. Peygamber efendimiz de bütün dedelerinin temiz olduğunu bildiriyor. Şuara suresinde (Vetekallübeke fissacidin) buyuruluyor. Yani mealen, (Sen, yani senin nurun, hep secde edenlerden dolaştırılıp, sana inkılab etmiş, ulaşmıştır) demektir. Ehl-i sünnet âlimleri bu âyet-i kerimeyi tefsir ederken, bütün ana babalarının mümin olduğunu bildirmişlerdir. Mevahib-i ledünniyye kitabının başında, bütün dedelerinin temiz birer mümin olduğunu bildiren hadis-i şerifler nakledildikten sonra buyuruluyor ki:
(İbni Abbas hazretleri buyuruyor ki:
"Seni bir Peygamberin neslinden diğer bir Peygamberin nesline naklettim. Yani senin soyun Peygamberler silsilesidir. Bir babanın iki oğlu olsa, peygamberlik hangisinde ise, Resulullah ondan gelmiş demektir.")

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Her asırdaki insanların en iyilerinden dünyaya getirildim.) [Buhari]

(Allahü teâlâ, Arabistan'daki seçilmişlerden beni seçti. Beni her zamandaki insanların en iyilerinde bulundurdu.)
[Taberani]

(Dedelerimin hiçbiri zina etmedi. En iyi babalardan, temiz analardan geldim. Dedelerimden birinin iki oğlu olsaydı, ben bunların, en iyisinde bulunurdum.)
[Mevahib]

(Hazret-i Âdem'den babama kadar hep nikahlı ana babadan geldim. Ben ecdat olarak sizin en hayırlınızım.)
[Deylemi]

(Soy bakımından da insanların en şereflisiyim. Öğünmek için söylemiyorum.)
[Deylemi]

[Yani, (Hakikati bildiriyorum, hakikati bildirmek vazifemdir, bunları söylemezsem vazifemi yapmamış olurum) demektir.]

Bu hadis-i şerifler ve Şuara suresindeki âyet-i kerime, Peygamber efendimizin bütün dedelerinin temiz bir mümin olduğunu göstermektedir. Kâfirler pis olduğuna göre, Hazret-i İbrahim'in babasının kâfir olması mümkün değildir.

Molla Cami hazretleri buyuruyor ki:
(Muhammed aleyhisselamın zerresini taşıdığı için, Hazret-i Âdem'in alnında nur parlıyordu. Bu zerre, Hazret-i Havva2ya ve ondan Hazret-i Şit'e ve böylece temiz erkeklerden temiz kadınlara ve temiz kadınlardan temiz erkeklere geçti. O nur da, zerre ile birlikte, alınlardan alınlara geçti.) [Şevahid]

Bu nur, kâfire geçmediği gibi, zina gibi bir günah işleyen mümine bile geçmiyordu. Bu bakımdan da Azer, Hazret-i İbrahim'in babası değildi. [Hazret-i İbrahim'in babasının ismi Taruh idi.]

Enam suresinin 74. âyetinde, (İbrahim, babası Azer'e dediği zaman...) buyuruluyor. Burada Azer kelimesi, baba kelimesinin atf-ı beyanı olduğu Beydavi tefsirinde yazılıdır. Bir kimsenin iki ismi olup, birlikte söylenince, birinin meşhur olmadığı, ikincinin meşhur olduğu anlaşılır. Meşhur olmayan birincisindeki kapalılığı açıklamak için ikincisi söylenir. Bu ikincisine atf-ı beyan denir.

Hazret-i İbrahim iki kimseye baba demektedir. Birisi kendi babası, diğeri de üvey babası ve amcası olan kişidir. İcaz, belagat ve fesahat kaidelerine göre, âyet-i kerimenin manası, (İbrahim, ismi Azer olan babasına dediği zaman) demektir. Böyle olmasaydı, sadece (Azer�e dediği zaman) veya (Babasına dediği zaman) demek yetişirdi. Eğer Azer kendi öz babası olsaydı Babası kelimesi fazla olurdu. Türkçe�de bile (Babam Ali geliyor) denmez, (Babam geliyor) denir.

Kur�an-ı kerimde amcaya baba denilmektedir. Hazret-i İsmail, Hazret-i Yakub�un amcasıdır. Fakat Kur�an-ı kerimde (Amcan İsmail) denmiyor, (Baban İsmail) deniyor. Çocukları, Hazret-i Yakub�a (Babaların İbrahim ve İsmail ve İshak...) diyor. (Bekara 133) Yani, (Baban İbrahim, baban İsmail ve baban İshak) deniyor. Halbuki Hazret-i İsmail, Hazret-i Yakub�un babası değil, amcasıdır. Tefsirlerde, Kur�an-ı kerimde amcaya baba denildiği bildirilmektedir. Resulullahın yaşlı köylüye, amcaları olan Ebu Talibe ve Hazret-i Abbas�a baba dediği, çeşitli muteber kitaplarda yazılıdır.

Yalnız Araplar değil, çeşitli milletlerde, amcaya, üvey babaya, kayınpedere ve yardımsever zatlara baba demek âdettir.

Türkiye'de de, insanlara iyilik eden, onları himayesine alan kimselere mecaz olarak, "Baba adam", "Fakir babası" dendiğini hepimiz biliriz. Yaşlı kimselere de hürmeten "Baba" denir.

Yaşlı kadınlara da "Ayşe ana", "Fatma ana" veya "Hacı anne" dendiği meşhurdur. Böyle söylemekle, yani baba demekle, o kimse bizim babamız olmadığı gibi anne dediğimiz kadın da annemiz olmaz. Bunlar hürmet için söylenir.

Yine yaşlı kimselere, bir akrabalığımız olmadığı halde, "Amca, dede", yaşlı kadınlara da, "Teyze, nine" deriz. Bunlar bir saygı ifadesidir.

Bu bakımdan Hazret-i Yakub'un öz babası Hazret-i İshak iken, Kur'an-ı kerimde, Hazret-i Yakub'a hitaben (Baban İsmail) buyurulmuştur.

[İmam-ı Süyuti hazretleri, Kitabüd-derc-il-münife kitabında Azer'in Hazret-i İbrahim'in amcası olduğunu vesikalarla ispat etmektedir.]

(Babam ve baban ateştedir)
hadis-i şerifi için âlimler iki türlü açıklama yapıyorlar:
1- Bu hadis-i şerif, Ebu Lehebin Cehennemde olduğunu bildirmektedir. Çünkü Arablar amcaya da baba derler. (El müstened)

2-
Bu hadis-i şerif, imanlı oldukları bildirilmeden önce, ictihad ile söylenmiş idi. İmanlı oldukları sonradan bildirildi. (Mir'at-i kâinat) [Hazret-i Hatice'nin iki çocuğu için de böyle buyurmuştu. Cehennemde olmadıkları sonradan bildirildi. (Ahvali etfalil-müslimin)]
 
 
 
 

40 hadis

(Allah Rasûlü) “Din nasihattir/samimiyettir” buyurdu. “Kime Yâ Rasûlallah?” diye sorduk. O da; “Allah'a, Kitabina, Peygamberine, Müslümanlarin yöneticilerine ve bütün müslümanlara” diye cevap verdi.

Müslim, Imân, 95.
 
Islâm, güzel ahlâktir.

Kenzü'l-Ummâl, 3/17, HadisNo: 5225.
 
Insanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.

Müslim, Fedâil, 66; Tirmizî, Birr, 16.

 
Kolaylastiriniz, güçlestirmeyiniz, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.

Buhârî, Ilm, 12; Müslim, Cihâd, 6.
 
 
 
Insanlarin Peygamberlerden ögrenegeldikleri sözlerden biri de: “Utanmadiktan sonra diledigini yap!” sözüdür.

Buhârî, Enbiyâ, 54; EbuDâvûd, Edeb, 6.
 
 
 
Hayra vesile olan, hayri yapan gibidir.

Tirmizî, Ilm, 14.
 
 
 
Mümin, bir delikten iki defa sokulmaz. (Mümin, iki defa ayni yanilgiya düsmez)

Buhârî, Edeb, 83; Müslim, Zühd, 63.
 
 
 
Nerede olursan ol Allah'a karsi gelmekten sakin; yaptigin kötülügün arkasindan bir iyilik yap ki bu onu yok etsin. Insanlara karsi güzel ahlakin geregine göre davran.

Tirmizî, Birr, 55.
 
 
 
Allah, sizden birinizin yaptigi isi, ameli ve görevi saglam ve iyi yapmasindan hosnut olur.

Taberânî, el-Mu'cemü'l-Evsat, 1/275; Beyhakî, ?u'abü'l-Îmân, 4/334.
 
 
 
Iman, yetmis küsur derecedir. En üstünü “Lâ ilâhe illallah (Allah'tan baska ilah yoktur)” sözüdür, en düsük derecesi de rahatsiz edici bir seyi yoldan kaldirmaktir. Haya da imandandir.

Buhârî, Îmân, 3; Müslim, Îmân, 57, 58.
 
 
 
 
 
Iki göz vardir ki, cehennem atesi onlara dokunmaz: Allah korkusundan aglayan göz, bir de gecesini Allah yolunda, nöbet tutarak geçiren göz.

Tirmizî, Fedâilü'l-Cihâd, 12.
 
 
 
Zarar vermek ve zarara zararla karsilik vermek yoktur.

Ibn Mâce, Ahkâm, 17; Muvatta', Akdiye, 31.
 
 
 
Hiçbiriniz kendisi için istedigini (mü'min) kardesi için istemedikçe (gerçek) iman etmis olamaz.

Buhârî, Îmân, 7; Müslim, Îmân, 71.
 
 
 
Müslüman müslümanin kardesidir. Ona zulmetmez, onu (düsmanina) teslim etmez. Kim, (mümin) kardesinin bir ihtiyacini giderirse Allah da onun bir ihtiyacini giderir. Kim müslümani bir sikintidan kurtarirsa, bu sebeple Allah da onu kiyamet günü sikintilarinin birinden kurtarir. Kim bir müslümani(n kusurunu) örterse, Allah da Kiyamet günü onu(n kusurunu) örter.

Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58.
 
 
 
Iman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de (gerçek anlamda) iman etmis olamazsiniz.

Müslim, Îmân, 93; Tirmizî, Sifâtu'l-Kiyâme, 56.
 
 
 
Müslüman, insanlarin elinden ve dilinden emin oldugu kimsedir.

Tirmizî, Îmân, 12; Nesâî, Îmân, 8.
 
 
 
Birbirinize buguz etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize arka çevirmeyin; ey Allah' i n kullari, kardes olun. Bir müslümana, üç günden fazla (din) kardesi ile dargin durmasi helal olmaz.

Buhârî, Edeb, 57, 58.
 
 
 
Hiç süphe yok ki dogruluk iyilige götürür. Iyilik de cennete götürür. Kisi dogru söyleye söyleye Allah katinda siddîk (dogru sözlü) diye yazilir. Yalancilik kötüye götürür. Kötülük de cehenneme götürür. Kisi yalan söyleye söyleye Allah katinda kezzâb (çok yalanci) diye yazilir.

Buhârî, Edeb, 69; Müslim, Birr, 103, 104.
 
 
 
(Mümin) kardesinle münakasa etme, onun hosuna gitmeyecek sakalar yapma ve ona yerine getirmeyecegin bir söz verme.

Tirmizî, Birr, 58.
 
 
 
( Mümin) kardesine tebessüm etmen sadakadir. Iyiligi emredip kötülükten sakindirman sadakadir. Yolunu kaybeden kimseye yol göstermen sadakadir. Yoldan tas, diken, kemik gibi seyleri kaldirip atman da senin için sadakadir.

Tirmizî, Birr, 36.
 
 
 
Allah sizin ne dis görünüsünüze ne de mallariniza bakar. Ama o sizin kalplerinize ve islerinize bakar.

Müslim, Birr, 33; ‹bn Mâce, Zühd, 9;

Ahmed b. Hanbel, 2/285, 539.
 
 
 
Allah' i n rizasi, anne ve babanin rizasindadir.

Allah' i n öfkesi de anne babanin öfkesindedir.

Tirmizî, Birr, 3.
 
 
 
Üç dua vardir ki, bunlar süphesiz kabul edilir:

Mazlumun duasi, misafirin duasi ve babanin evladina duasi.

Ibn Mâce, Dua, 11.
 
 
 
Hiçbir baba, çocuguna, güzel terbiyeden daha üstün bir hediye veremez.

Tirmizî, Birr, 33.
 
 
 
Sizin en hayirlilariniz, hanimlarina karsi en iyi davrananlarinizdir.

Tirmizî, Radâ', 11; ‹bn Mâce, Nikâh, 50.
 
 
 
Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize saygi

göstermeyen bizden degildir.

Tirmizî, Birr, 15; Ebû Dâvûd, Edeb, 66.
 
 
 
Peygamberimiz isaret parmagi ve orta parmagiyla isaret ederek: “Gerek kendisine ve gerekse baskasina ait herhangi bir yetimi görüp gözetmeyi üzerine alan kimse ile ben, cennette iste böyle yanyanayiz” buyurmustur.

Buhârî, Talâk, 25, Edeb, 24; Müslim, Zühd, 42.
 
 
 
(Insani) helâk eden su yedi seyden kaçinin. Onlar nelerdir ya Resulullah dediler. Bunun üzerine: Allah'a sirk kosmak, sihir, Allah' i n haram kildigi cana kiymak, faiz yemek, yetim mali yemek, savastan kaçmak, suçsuz ve namuslu mümin kadinlara iftirada bulunmak buyurdu.

Buhârî, Vasâyâ, 23, Tibb, 48; Müslim, Îmân, 144.
 
 
 
Allah'a ve ahiret gününe imân eden kimse, komsusuna eziyet etmesin. Allah'a ve ahiret gününe imân eden misafirine ikramda bulunsun. Allah'a ve ahiret gününe imân eden kimse, ya hayir söylesin veya sussun.

Buhârî, Edeb, 31, 85; Müslim, Îmân, 74, 75.
 
 
 
Cebrâil bana komsu hakkinda o kadar çok tavsiyede bulundu ki; ben (Allah Teâlâ) komsuyu komsuya mirasçi kilacak zannettim.

Buhârî, Edeb, 28; Müslim, Birr, 140, 141.
 
 
 
Dul ve fakirlere yardim eden kimse, Allah yolunda cihad eden veya gündüzleri (nafile) oruç tutup, gecelerini (nafile) ibadetle geçiren kimse gibidir.

Buhârî, Nafakât, 1; Müslim, Zühd, 41;

Tirmizî, Birr, 44; Nesâî, Zekât, 78.
 
 
 
Her insan hata eder.

Hata isleyenlerin en hayirlilari tevbe edenlerdir.

Tirmizî, Kiyâme, 49; Ibn Mâce, Zühd, 30.
 
 
 
Mü'minin baska hiç kimsede bulunmayan ilginç bir hali vardir; O'nun her isi hayirdir. Eger bir genislige (nimete) kavusursa sükreder ve bu onun için bir hayir olur. Eger bir darliga (musibete) ugrarsa sabreder ve bu da onun için bir hayir olur.

Müslim, Zühd, 64; Dârim”, Rikâk, 61.
 
 
 
Bizi aldatan bizden degildir.

Müslim, Îmân, 164.
 
 
 
Söz tasiyanlar (cezalarini çekmeden ya da affedilmedikçe) cennete giremezler.

Müslim, Îmân, 168; Tirmizî, Birr, 79.
 
 
 
Isçiye ücretini, (alninin) teri kurumadan veriniz.

Ibn Mâce, Ruhûn, 4 .
 
 
 
Bir müslümanin diktigi agaçtan veya ektigi ekinden insan, hayvan ve kuslarin yedikleri seyler, o müslüman için birer sadakadir.

Buhârî, Edeb, 27; Müslim, Müsâkât, 7, 10.
 
 
 
Insanda bir organ vardir. Eger o saglikli ise bütün vücut saglikli olur; eger o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir.

Buhârî, Îmân, 39; Müslim, Müsâkât, 107.
 
 
 
Rabbinize karsi gelmekten sakinin, bes vakit namazinizi kilin, Ramazan orucunuzu tutun, mallarinizin zekatini verin, yöneticilerinize itaat edin. (Böylelikle) Rabbinizin cennetine girersiniz.

Tirmizî, Cum'a, 80.
 
 
 

namaz

Namaz nurdur...

Namaz farzdır,

Namaz ibadettir,

Namaz imanımızın direğidir,

Namaz ruhlarımızın teneffüsüdür,

Namaz iyiliktir,

Namaz samimiyettir,

Namaz günde 5 vakittir,

Namaz zamandır,

Namaz zamanı takiptir,

Namaz kalbimizin temizliğidir,

Namaz teslim olmaktır,

Namaz aşktır,

Namaz diriliştir,

Namaz kararlılıktır,

Namaz selamete erdirir,

Namaz yabanda koymaz,

Namaz maneviyattır,

Namaz ihtiyaçtır,

Namaz sabırdır,

Namaz padişahımızın karşısına çıkmaktır,

Namaz en büyük amellerdendir ...

Etiket :namaz , namaz nedir
tk_karasuvari
15 Kasım 2008
19:58
Yorumlar :0
fav
 
 
 
 

Peygamber Efendimiz'den pratik cevaplar - Allah'tan istemek

Bir gün, bir adam Peygamber Efendimiz'in yanına gelerek, "Size dünya ve ahiretle alakalı soracak sorularım var." der.

Bunun üzerine Peygamberimiz o kimseye, "Ne istiyorsan sor." buyururlar. Ardından o kişi ile Peygamber Efendimiz arasında bizim de pek çok dersler çıkarabileceğimiz şu diyalog yaşanır:

İnsanların en zengini olmak istiyorum. Ne yapmalıyım?

Kanaatkâr olursan insanların en zengini olursun.

İnsanların en hayırlısı olmak istiyorum.

İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır. Sen de insanlara faydalı ol.

İnsanların en adaletlisi olmak istiyorum.

Kendin için istediğini insanlar için de istersen insanların en adili olursun.

İnsanlar içinde Allah'a en yakın, O'nun en has kullarından olmak istiyorum.

Allah'ı çok zikredip anar ve hatırlarsan o zaman Allah'ın en has kulu olursun.

Muhsinlerden, iyilik edenlerden olmak istiyorum.

Allah'a, O'nu görüyor gibi ibadet et, her ne kadar sen O'nu görmesen de O seni görüyor.

İmanımı kemale erdirmek istiyorum.

Güzel ahlaklı olursan imanın kemale erer.

Kıyamet günü nur içinde haşrolmak istiyorum.

Hiç kimseye zulmetme, kıyamet günü nur içinde haşrolursun. Önce kendine ve insanlara merhamet et ki; Allah da sana merhamet etsin.

Günahlarımın azalmasını istiyorum.

İstiğfar ederek günahlarının bağışlanması için Allah'a yalvarırsan günahların azalır.

İnsanların en kerimi olmak istiyorum.

Allah'a kullarını şikayet etmezsen insanların kerimi olursun.

Rızkımın bol olmasını istiyorum.

Temizliğe devam edersen rızkın bol olur.

Allah ve Resulü tarafından sevilmek istiyorum.

O zaman Allah ve Resulü'nün sevdiklerini sev, sevmediklerini de sevme.

Allah'ın bana kızmasından kendimi korumak istiyorum.

Kimseye kızmazsan Allah'ın gazabından ve kızmasından kurtulursun.

Duamın kabul edilmesini istiyorum.

Haramlardan sakınırsan duaların kabul olur.

Allah'ın beni başkalarının yanında rezil etmemesini istiyorum.

Namusunu koruyup iffetli ol ki; insanlar yanında rezil olmayasın.

Allah'ın ayıplarımı, kusurlarımı örtmesini istiyorum.

Kardeşlerinin ayıplarını örtersen Allah da senin ayıplarını örter.

Benim günahlarımı ne siler?

Gözyaşların, hudûun (saygıyla Allah'a kulluğun) ve hastalıklar.

Allah yanında hangi özellikler daha faziletlidir?

Güzel ahlak, tevazu, belalara sabır ve kazaya rıza.

Allah yanında en büyük günah hangisidir?

Kötü ahlak ve Allah'ın emirlerine karşı gösterilen cimrilik.

Rahman Allah'ın rahmetini ne coşturur?

Gizliden gizliye sadaka vermek ve sıla-i rahim (akrabaları ziyaret ve görüp gözetmek).

Cehennem ateşini ne söndürür?

Oruç.

(Ali el-Müttaki, Kenzu'l-Ummal, 16/127-129)